Atina Notları

acropolis

Birkaç hafta önce ucuz bilet bulunca bir de Schengen Vizesi konusunda en bonkör Yunanistan olunca 3 kız arkadaş hadi Atina’ya gidelim dedik. Tabii ki bu kadar spontane olmadı, hiç bir zaman bu kadar havalı olmadık :)

friendship

 dost

 Atina’ya zaten gidelim diye düşünüyorduk sadece zamanlamayı bilet fiyatları belirledi. Atina iyi hoş güzel,  ama bir İstanbul değil tabii ki… Bunu da gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorum çünkü Atinalılar da biliyor. Ama Türklere beklediğimizden çok daha sıcak yaklaşıyorlar. Türkçe konuştuğunuzda neredeyse herkes Türkçe olduğunu anlıyor ve hemen Türkiye veya İstanbulla ilgili hayatında ne varsa anlatmaya başlıyor.

Konaklama konusunda ben ilk defa  Airbnb’yi denedim, çok da memnun kaldım. Oldukça uygun bir fiyata Acropolis manzaralı çok hoş bir ev bulduk.

acropolis_airbnb

Gitmeden bir hafta önce gideceğimiz tarihin Ortodoks Paskalyasına denk geldiğini anladık, tabii ucuz biletlerin nedeni de ortaya çıktı böylece. Gerçekten çok önemsenen büyük bir bayrammış ve bizim için çok ilginç bir deneyim oldu. Cehaletime verin daha önce hiç tanık olmamıştım ama dinler farklı olsa da sanki her kilisede mevlüt okunuyormuş gibiydi, gerçekten bu kadar benzemesine çok şaşırdık.paskalya_ayini

Sonra sağolsun turistik birkaç şey aldığımız dükkandaki tatlı teyze bize biraz açıkladı. Ortodokslar için Paskalya öncesinde bir oruç süreleri varmış, et ve et ürünleri yenilmiyormuş. Sonra da her yerde, evlerde, dükkanlarda, kuzu çevirme yapılıyor. Gerçekten bütün şehir et kokusuna bürünüyor. Hatta bir motorda önde bir delikanlı arkada genç bir kadın ve kucağında pişirilmek üzere giden bütün kuzu da gördük.

kuzu_cevirme

Gece ayininden önce din görevlilerinin arkasında cemaat ile bir ayin alayı düzenleniyor, yüzlerce insan sokak sokak dolaşıyor. Bu alay geçerken eğer oturuyorsanız ayağa kalkmanız gerekiyormuş, biz bunu biraz geç fark ettiğimiz için bazı kötü bakışlara maruz kaldık.

Atina’da en çok hoşumuza giden şeylerden bir tanesi bir yerde masaya oturur oturmaz bir kahve bile içecek olsanız su getirilmesi. Evet bu su çeşme suyu çünkü çeşme suyu içilebiliyor. Ama oturduğumuz her yerdeki tasarım şişeleriyle Atina cafeleri gönlümüzü kazandı.

IMG_1795

IMG_1860

Neyse efendim, Cumartesi gece evimize dönerken ben sokakta kocaman tüy yumağı bir köpek gördüm. Tasması filan da olunca orada cafelerden birinin diye düşünüp sevmeye yeltendim. Bir iki başını okşadıktan sonra buncağız elimi kaptı. Baştan bir ayy dedim tam anlamadım da, sonra baktık ki kanıyor ve hatta kan boşalıyor.

Hemen ordaki dükkan sahipleri oturttu ve tütün getirdiler kanı bastırmak için. Ben de teşekkür filan ediyorken Alman bir turist  sakın sakın dedi, yarayı kapatma ve hemen hastaneye git. Sanırım orda bol su ve sabunla da yıka gibi bir şeyler de dedi ama biz anlayamadık. O sırada köpeğin sokak köpeği olduğunu da öğrendik. Neyse cafe sahibi abi hangi hastaneye gideceğimizi taksiciye anlattı ve hemen acilden giriş yaptık.

Doktor yıkadı filan ama tetanoz aşısını eczaneden almamız gerektiğini söyledi, kuduz aşısı gündeme bile gelmedi. Aşılar eczanede satılıyormuş, gidip alıyorsunuz ya eczacı yapıyor ya da doktora geri geliyorsunuz. Gecenin o saati eczaneler kapalı, nöbetçi eczaneler Yunan alfabesiyle yazıyor, hiçbir şey anlamıyoruz. Sonra hastaneye gelen birisinden yardım istedik, o da nöbetçi eczanelerin bile bu tatil döneminde 8-23 arası çalıştığını söyledi. Şok olduk tabii ki. Eve gidip artık sabah gideriz dedik.

Ertesi gün elim şişmiş ve renk değiştirmeye başlamıştı. Biraz tırstık ama zaten o gün İstanbul’a dönüyoruz. Ne kadar doktor veteriner arkadaş varsa hepsine sorduk, tetanozu bir an önce ol, İstanbul’a gelir gelmez de kuduz aşısını ol dediler. Neyse nöbetçi eczaneyi online bulup gittik. Meğersem aşıyı alabilmemiz için doktorun reçete yazması gerekiyormuş ve bizim acildeki doktor reçete filan yazmadı. Eczanedekiler en yakın hastaneyi soruyoruz hiçbir şey söylemiyorlar, yüzümüze bile bakmıyorlar hatta. İki dükkan ötedeki pastaneci bir teyze Yunanca, gerçekten Yunanca en yakın hastaneyi tarif etti. Tekrar hastaneye gittik, orası da dermatoloji hastanesiymiş, doktor halimize acıyıp aşıyı yazdı ama ben yapamam cerrahi bölüme giriş yapman lazım dedi.

Eczaneye gidip aşıyı aldık, eczacı da yapabilmesine rağmen aşıyı yapamam ben dedi. Oradan genel hastaneye gittik. Onların da tatil sebebiyle acili kapalıymış  (!) Kalakaldık. Gerçekten nasıl bir sistem anlayamadık. Acil tatil nedeniyle kapalı! O sırada gözümüze açık bir eczane çarptı. Eczacı sanırım dünyaya inmiş bir melekti. Durumu anlattık. Aşım da elimde, tamam ben yaparım dedi. Kadın aşıyı yaptı ve hiçbir ücret de almadı. Sonra İstanbul’a gelince gecenin 4’ünde o nöbetçi doktor ve hemşireye şükrederek hemen Haydarpaşa Numune’ye gidip kuduz aşısını yaptırdım. Turistik bir gezi planlarken Atina’da 5 hastane gezip, hep beraber Yunanistan sağlık sistemi hakkında fazlasıyla bilgi edindik.

acropolis

Bütün bu yaşananlardan çıkarılanlar;

  • Atina’da taksiler pahalı değil ama taksiciler gece tarifesi diye bir şey diyorlar ama yok öyle bir şey, tamamen taksicinin insafına kalmış, size de kakalamaya çalışırlarsa inanmayın.
  • Önünüzden ayin alayı geçerse saygısızlık yapmak istemiyorsanız ayağa kalkın.
  • Ülke, şehir, din bazında insanları etiketlemenin ne kadar anlamsız olduğunu, her milletten her dinden sadece insanın iyisinin ve kötüsünün olduğunu bir kez daha anladık (ilk eczacı vs. pastaneci)
  • Benzer bir durum yaşarsanız, doktorun reçete yazdığından emin olun ve aşınızı eczaneden alacağınızı bilin.
  • Eğer bir hayvan ısırırsa ilk müdahale bol su ve sabunla yıkamak dezenfekte etmek olmalıymış.
  • Hayvan ısırıklarına dikiş atılmıyormuş.
  • Hem kuduz hem tetanoz aşısı olmanız gerekiyormuş. Tetanoz 24 saat içerisinde, kuduz 72 saat içerisinde. Ama ısırılan yer beyne daha yakınsa kuduzu da olabildiğince erken olmakta fayda varmış.
  • Hayvanı takip etmek filan gerekiyor mu bilmiyorum, ben riske atmak istemedim. Türkiye’de de istisnasız bu soru sorulmadan her hayvan ısırığında kuduz aşısı yapılıyormuş.
  • İstanbul’da her hastanede kuduz aşısı yok, burada olan yerleri görebilirsiniz.
  • Ben ilk gün kuduz aşısı oldum ve popodan iki serum yapıldı. Derin olduğu ve zaman geçtiği için o serum yapılıyormuş. Toplam 4 kuduz aşısı olacağım. 3-4-7 gün aralıklarla.
  • Kuduz aşısı göbekten filan yapılmıyor, koldan pıt diye bitiyor.
  • Kuduz aşısı olduğunuz süre boyunca alkol yok!

Son Durumlar ve Paleo

paleo_degisim

Bir süredir paleo ile beslenmediğim için bloga yazma fikri de biraz iki yüzlüce geliyordu ama öyle ya da böyle burası benim blogum olduğuna göre içinden geçtiğim bu son süreci de paylaşmam gerektiğine karar verdim.

Kısaca özetleyecek olursam, geçen yıl kilo verme çabalarım sırasında paleoyu keşfetmiş, çok da sevmiştim. Hem bedenen hem de ruhen ve fikren bana çok iyi gelmişti. Kısa bir süre içerisinde de 112 kilodan 94-92 kilolara inmiştim. Bu süreçte de bu blogu oluşturmuştum.

degisim

Ancak gel gelelim ben sonuç almaya başladıkça bir paleoyu bozma durumları başladı. Tekrar 3-5 kilo aldım. Burada da bahsetmiştim acaba başka şeylere de bakmalı mıyım paleo benim için uygun değil mi diye. Sonra buna şans verme düşüncesiyle bir diyetisyenle online olarak görüşmeye başladım. İster paleo, ister dukan, ister karatay yap istersen de kalori say kilo vermek için ne yaparsan yap hepsiyle kilo verebiliyorsun ama önemli olan buna odaklanmak ve istikrarlı bir şekilde yapmak tezimizi bir kere daha doğruladık. Evet diyetisyenle de kilo verdim ama yine aynı kilolarda takılıp kaldım. Bu böyle iradesizlik, canınızın bir şeyi çok istemesi gibi değil. Bu gerçekten çok iğrenç bir his. Yoksa çıkıp arkadaşlarımla bir akşam yediğim keyifli yemeğin, içtiğim içkinin pişmanlığı değil. Bu evde tek başına oturup bir ömür yiyebileceğin yemeği 1 güne sıkıştırmaya çalışmak sonra kalanı üstüne katarak ertesi güne aktarmak sonra kusmak sonra ağlamak…

Neyse diyetisyenle de aynı kilolarda kalmak dikkatimi çekti sonra bir düşündüm evet ben 2012’den beri bu 95-90 aşamasını hiç geçememişim. Sonra olayın gerçekten de psikoloji ile yakın bir bağı olduğuna karar verip işin bu kısmına eğildim. Şimdilik buralarda çalışmalarımız devam ediyor, başka bir yazıda detaylı olarak anlatırım. Evet beslenme konusunda, paleo benim hayat boyu bir parçam olacak harika bir keşif oldu ama şu anda maddi manevi her şeyimle kilo vermeye odaklandım. Bunun için de elimden gelen her şeyi yapıyorum. Ve bu blogda bir süre paleo yerine bu sürecimi sizinle paylaşacağım. 

Bana Bir Koca Lazım(!)

dugun_pasta

Evden çalışmak özellikle kış günlerinde herkesin çok özendiği bir şey olsa da zamanının %90’ını yalnız geçirmek bazen can sıkıcı olabiliyor. Tamam gidip Urban Station veya Starbucks’ta çalışabilirim ama pijamalarımla yayıla yayıla çalışma lüksüm varken, kimse kusura bakmasın.

kedi_kopek
Neyse efendim durum böyleyken acaba yalnızlığımı azaltacak bir canlı mı edinsem dedim. İlk başta içimdeki hayvan sevgisini artık erkeklere göstermek yerine, gerçekten hak eden bir kedi veya köpek sahipleneyim diye düşündüm. Sonra köpeğin evde ve benim mobil hayatımın içinde bakımının zor olduğunu düşünüp kedi de karar kıldım. Gel gör ki bunu kiminle paylaşsam “fotoğraftaki tek eksik kedi” veya “cat lady olmak için çok erken” gibi yorumlar aldım. Zaten pasaklılığımdan dolayı endişelerim varken (saç yumaklarına bir de kedi tüyleri eklendi mi bizi kim nasıl paklar bilemiyorum artık) bu kararı biraz beklemeye aldım. Yoksa o minnoş için mama tası, minder bile beğendim.

sevgili

Canlılarla Yaşam 101 girişimini en alt adımdan başlatıp önce bir çiçek, bitki neyim alayım madem dedim. Hikayenin gelmek istediğim noktasına geliyorum, az sabır. Bunu da bugün annemle paylaştım. “İlk önce çiçek al, sonra koca alırsın” dedi. Hayır koca satılan bir şeydi de ben mi gözden kaçırdım diye düşünmedim değil.

Ama daha önemlisi ciddi anlamda daralan bir çemberde hissetmeye başladım kendimi. Sadece annemle geçen bu konuşma da değil, her gün en az 2-3 kere eş-sevgili-koca-partner her ne diyorsan bir sevdiceğin olmamasına, yalnız yapayalnız olmaya geliyor konu. Tamam ben de istiyorum tabii ki hayatı birisiyle paylaşmak ama şu anda da hayatım çok güzel!

Adettendir hayatımdaki güzellikleri bir sıralayayım; 28 yaşındayım, sevdiğim bir işim, sağlıklı bir vücudum, eğlendiğim güzel vakit geçirdiğim arkadaşlarım, harika bir ailem var. Kısaca gencim güzelim (!)

 

Vallahi bu Sex and City hallerinin bu kadar çabuk geleceğini beklemiyordum. En son yılbaşında, kendimi en yakın arkadaşımın yeni işe giren eşine, yeni iş ortamından nasiplenmek için müstakbel koca adayı brief’i verirken yakaladım. Ne zaman bu hale geldim ben yaa… Bu ara Kocan Kadar Konuş‘un 2. de çıktı di mi? Benim ilacım o ;)

bekar_kadinYine bir arkadaşımla bu konuyu konuşuyorum, ne kadar şaşırtıcı değil mi, beni aydınlatan bir şey paylaştı. Nostradamus gibi bir kâhinin gelip sana sen hiç evlenmeyeceksin, bu hayatı yalnız geçireceksin dese ne yaparsın. Bu olmayacak bir şey değil yani sonuçta. Ucunda bir ömür (ortalama 30 yaz tatili daha) mutsuz olmak, karaları bağlamak veya koy g.tüne diyip tadını çıkarmak var. Hangisini seçtiğimi biliyorsun değil mi? ;)

Haydar: Bir Başarı Hikayesi

agac_giydirme

Sabah erken uyanıp spor yapmak, bomba bir kahvaltıyla güne başlamak, İngilizce Almanca 1-2 yeni kelime öğrenmek, bloga yazı yazmak, 1-2 sektörel haber okumak, işleri toparlamak, arkadaşlarla buluşup yemek yemek, kahve içmek, meditasyon yapmak, papatya çayı eşliğinde yatakta kitap okumak, mis gibi uyumak ve benzer harika bir güne uyanmak… Hayalimdeki İstanbul ve kış planı buydu, ancak sabah erken kalkamamakla başlayan zincirleme bir gecikmeyle günlerim hiç de hayal ettiğim gibi geçmiyor. Derken bu sabah kendiliğimden sabah 6’da uyandım. Sağa döndüm sola döndüm uyuyamayınca bu beklediğim işaret diyerek zıpladım. Hala uykusuzluğun etkisiyle biraz sersem olduğum şu dakikalarda aklıma “Haydar” düştü.
altinoluk_sahil

Birkaç kez bahsetmiştim, yazı ailemin yanında Ege’de şirin, sakin ve huzurlu bir sahil kasabasında geçirdim diye.

sahil

Efendim, şimdi bizim evin biraz ilerisinde sahilde bir zeytin ağacı vardı. Bu ağacın adı “Haydar”. Bu ismin kaynağını bilmiyorum. Ama kışın azgın dalgalar ve fırtınalar etkisiyle Haydar’ın olduğu yer çöküyor ve ağaç kökünden çıkıyor. Bizim site yöneticimiz de getirip bu ağacı bizim evin önüne dikiyor. Başta benim annem babam ve öteberi komşularımız olmak üzere bu durumdan pek memnun olmuyorlar. Birincisi kurumuş “Haydar” hiç de estetik durmuyor, “enfes” deniz manzaralarına gölge düşürüyor. İkincisi ağaç demek sosyalleşmek demek, gündüz gölgesinden faydalanmaya, gece sırtını yaslamaya gelen insanların buluşma noktası olması ve haliyle gürültü patırtı, çekirdek çöpü getirmesinden endişe ediyorlar. Bu tatlı halleri yüzümde bir gülümsemeye neden olsa da bahçemize çocuk bezi çöpü bırakılan bir ülkede endişelerini anlıyorum. Neyse yöneticimiz sezon başında “tutmaz zaten” sökeriz oradan onu diyerek bizimkileri yatıştırıyor.

haydar

Gelgelelim Haydar yeni yerine tutunuyor. Dallanıyor, budaklanıyor, yeşilleniyor. Onun bu hayata tutunma şekli, onu istemeyenlere bir umut ışığı veriyor ve onu onurlandırmaya karar veriyorlar. Yarn bombing akımına kapılıp Haydar’ı bir güzel giydiriyorlar. Bu girişimin sahibi komşumuz üzerine de “bir motifte sen tak” yazarak tüm mahallenin kadınlarını güneşlenirken bile örgü örmeye motive ediyor ve sonunda bu manzara ortaya çıkıyor.

Hızlarını alamayan mahalleli gördüğünüz üzere etraftaki her şeyi giydiriyor.

yarn_bombing

Annem şimdiden önümüzdeki yıl için şemsiyesine motif çıkarıyor. Bu da çul çaputlarla dilek ağacına çevirdiği bizim bereketli ayva ağacımız.

evimiz

terlik_kopek

Bu arada bu ayakkabı terlikler ne derseniz; geçen sene doğduklarında, kardeşleri alınan ama ya dişiler ya da çirkinler diye bırakılan iki minnak köpeğimiz var(dı); Akça ve Bozca. Site sakinleri sahiplenip onlara baktılar, onlar da bizi sahiplenip korudular. Ama bebekken dışarda gördükleri ayakkabı terlik ne varsa topladıkları için, bahçesinde sokakta terlik ayakkabı teki bulan buraya koyuyor ki sahibi görüp alsın. Geçen yıl bu taşın üstü çok daha kalabalıktı, terliklere olan ilgileri azaldı ama hala devam ediyor. Ben dönmeden bir gün önce herkesi yasa boğan bir olay oldu. Akça’ya araba çarptı ve oracıkta hayatını kaybetti, Bozca da yalnız kaldı.

deniz

Evimizin önünü selfie merkezine çevirmiş olsa da sanırım Haydar bana da mahalleli kadınlarımıza olduğu gibi umut veriyor. Yeniden başlamak, hayata tutunmak, başarıya ulaşmakla ilgili umutsuzluğa düştüğümde aklıma köklerinden sökülen, kuruyan sonra da eskisinden daha güçlü kök salan Haydar geliyor.

spor

Kilo Verdikten Sonra Geriye Kalan Çatlak ve Deri Sarkması

mukemmel_vucut

Hemen hemen herkes de çatlak izi var. Evet üşenmedim taş gibi gözüken ünlülerin fotoğraflarına da baktım, onlarda da var! Kim Kardashian’cığımı saymıyorum zaten de Halle Berry’de, Angelina Jolie’de, Miranda Kerr’de & Scarlet Johanson’da bile varsa ben mi dert edeceğim yani :)

Kimisinin ergenlikte kalça ve meme bölgesinde yaşanan hızlı büyümeden, kimisinin hızla boy atması-kilo almasından miras kalıyor. Kadınlarda ise genellikle hamilelik döneminde göbek bölgesinin hızla genişlemesinden dolayı oluşuyor. Kilo alma döneminde kırmızı kırmızı olup, verdikçe rengi açılıyor. Çatlaklar oluştuktan sonra geçmesi oldukça zor! Hummalı bir çalışma gerektiriyor. Oluşma süresinden sonra ne kadar erken bir aşamada müdahale edilirse çözüm o kadar başarılı oluyor (diyorlar). Kilo veren birçok kişi için bu izler, başarısının bir imzası aslında! Bende çok fazla çatlak yok, renkleri açılmaya başladı, ama çok dert etmiyorum açıkçası.

Asıl korkum deri sarkması! Onunla bu kadar barışık olabilir miyim emin değilim.. Deri sarkmaları da çatlaklar gibi cildin esnekliği ile alakalı. Derimiz biz ne kadar kilo alırsak o kadar genişliyor, kilo verdikçe ise aynı hızda toparlayamayabiliyor. Kimi uzmanlara göre yavaş kilo vermek bu durumu bir nebze olsa hafifletiyor, ama bu konuda da hem fikir değiller. 50+ kilo veren birisi için, ne kadar yavaş verirse versin deri sarkması kaçınılmaz gibi gözüküyor. Aşağıdaki videoda 88 kg veren Simone Anderson‘ı toparlama ameliyatı öncesi görebilirsiniz.

Paleo Parents‘ın maması Stacy cesurca durumu ortaya koymuş aslında! 3 çocuk ve -65 kilodan sonra tablo bu şekilde:

deri_sarkması

Deri sarkmasında genetik, yaş ve verilen kilo miktarı en önemli etkenler. Beni de kilo verdikçe sardı korkular, acaba sarkma olur mu diye. Bu işi ameliyat ile de çözüyorlar ama şimdilik kendimce dikkat ettiğim şeyler;

  1. Protein ağırlıklı ve sağlıklı beslenme: Paleo bu konuyu hallediyor zaten
  2. Su: Nem demek su demek. 2 kere 2 = SU İÇ !
  3. Spor: İç bacak, meme ve karın benim en sarkmaya müsait yerlerim. Bacak için kardiyo sonrası squat yapıyorum şimdilik. İstanbul’a dönünce tekrar Essporto yolları.
  4. Nemlendirme: Cildin elastik olması için kuru olmaması lazım. Ben pek krem kullanabilen bir tip değilim, zaten cildim de kusuyor. Ama banyodan çıkmadan güzelce bebek yağına bulanıyorum.
  5. Masaj: Duşta fırça-kese ile bütün vücudumu ovalıyorum. Sonra üst maddede bahsettiğim gibi bebek yağı sürüyorum. Duştan sonrası için de bir tane Eda Taşpınar at kılı fırçalarından edindim. Bir şarkı boyunca 2-4 dk vücudumu fırçalıyorum.

Sizce yapılabilecek başka bir şey var mı? Eklemek istediğiniz, öneriniz varsa duymayı çok isterim ;)

Detoks – Kabak Çorbası Tarifi

kabak_corbasi_tarifi

Aç kalmadan, vücudunu biraz dinlendirmek isteyenler için harika bir seçim; kabak çorbası! 

Detoks bana biraz sert bir kavram gibi gelse de biraz motive olmak için bir şans vermek istedim, iyi ki de yapmışım. Bu gazla her an juico‘yu da deneyebilirim :)

Detoksun temeli belirli bir süre sıvı tüketerek sindirim sistemini rahatlatmak aslında. Benim uyguladığım çok tini-mini, sadece 1 günlüktü ama bana çok iyi geldi. Öncesi ve sonrasında tartılmadığım için kaç kilo verdiğimi bilmiyorum ama gerçekten hafiflemiş hissettim!detoks_corbasi

Kışın karnabahar, yazın kabak benim için mucize sebzeler zaten. Kabakla yapılan bir başka enfes yemek zoodle‘ı merak edenler tarifini burada bulabilir, hem de bolonez soslu..

Malzemeler:

  • 600 ml su
  • 600 ml (light) süt
  • 3 adet kabak
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı
  • Dereotu
  • Tuz- karabiber

Hazırlanışı:

  1. Kabakları rendele
  2. Su ve süt ile birlikte haşla
  3. Tüm malzemeleri ekleyip blendırdan geçir
  4. Ta-da!

Gün boyu acıktıkça bu çorba içiliyor, istersen protein desteği olarak sabah haşlanmış 2 yumurta çakabilirsin.

Yapan olursa kesin beni haberdar etsin ;)

Mutluluk Hapları: Antidepresanlar

antidepresan

Ülke olarak geçirdiğimiz şu zor günlerin, antidepresanlarla olan kısa geçmişimi paylaşmak için doğru bir zaman olduğunu hissettim.

Tabii ki burada konuştuğumuz kilo aldım, kilo verdim hikayeleri bugün insanların acıları ile karşılaştırılacak şey değil. Ne kadar yazıp çizersek giden gidiyor, ve ateş düştüğü yeri yakıyor… Ankara’da sevdiği birisini kaybeden birisinin acısını anlıyorum dersem, pek de doğru söylüyor olmam. Ama olanlar karşısında, verilen tepkiler karşısındaki öfkeyi, haksızlık hissini ve gelecek konusundaki endişeyi sonuna kadar anlıyor ve paylaşıyorum. Bir kişinin bile işine yararsa anlattıklarım, benim için görev tamamlanmış olur.

Üniversitedeki iki ev (daha önemlisi can) arkadaşımın da psikoloji bölümünde olduğundan daha önce bahsetmişimdir. Zaten evde uzun uzun bu konularda konuşmalarımız oluyordu. Hepimizi kişisel farkındalığı yüksek insanlar olarak tanımlayabiliriz. Yine de aldığım nadide psikoloji dersiyle birlikte stresin vücuda etkileri tokat gibi yüzüme çarptı. Çünkü şen kahkahalarıma rağmen bütün dişlerimde gece sıkmalarından kaynaklanan çatlaklar, reglimde de fiziksel hiç bir nedeni bulunamayan 3 ayda 1’e kadar sarkmalar vardı. Kilo ile olan inişli çıkışlı ilişkimin ise iştahtan çok psikoloji ile alakalı olduğuna adım kadar emindim (kimin değil ki). Sonrasında ev arkadaşlarım aracılığıyla Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (BÜPAM)‘da öğrencilere bir indirim olduğunu öğrendim ve burada terapiye başladım. Yaklaşık 1-1,5 yıl süren bu terapiler hayatım boyunca verdiğim en doğru kararlardan bir tanesiydi. Hatta maddi olarak imkanı olan herkesin düzenli terapiye gitmesi gibi bir de tezim var. Ciddi anlamda bir fayda sağlamış olsam da davranışsal düzeyde alışkanlıklarım ve hissiyatım ne yazık ki aynı hızda iyileşmedi. Biz de psikoloğumla ilaç desteğine karar verdik. O dönemde yine Boğaziçi’nin revirinde bulunan bir psikiyatrist ile görüştüm. (Evet okulun etinden sütünden faydalandığım doğrudur). Benim anxiety disorderım varmış, mükemmelliyetçiymişim bi de regl olamıyorum dediğimde, ki o zaman 38 beden balık etli bir hatunum, sana Prozac verelim bir taşla iki kuş vurmuş oluruz, kilo da verirsin diyerek Prozac yazdı. Ben haftalarca buna takıldım, çünkü kilo vermek gibi bir taleple gitmedim oraya, bu kadar mı şişkoyum ben de adam beni görüp zayıflamam gerektiğini düşünüyor diye karalar bağladım. Tamam normal doktorların hödüklüğünü biliriz, regl olamıyorum dediğimde ultrasonla bile bakmadan kilo ver gel diyenleri gördük de, bu adamın işi insan psikolojisi, el insaf ya. Neyse, tam hatırlayamadığım bir nedenden Prozac bana dokundu, kilo filan da verdirmedi zaten(!), doktorumuz beni Efexor‘a geçirdi. Yıl 2010 ve Efexor ile 5 yıllık ilişkimiz başladı.

mutluluk_hapları

Arada bir dönem Amerika’ya gittim-geldim, ve döndüğümde indirimli de olsa hem terapileri karşılayabilecek durumda değildim hem de önceliğim kişisel gelişimimden kariyer gelişimine kaymıştı. Efexor’un reçetesiz satılması ve ben de oluşan anti-psikiyatrist etkisi ile tıpış tıpış eczaneye gidip her ay bir kutu mutluluk hapımı alıp oturdum. Bir kere kendi kendime bırakmaya yeltenip (cehalet işte), dünyayı tersten de gördüm (merak edenler kutsal bilgi kaynağından detayları öğrenebilir). Kendisi en zor bırakılan antidepresan ünvanına da sahipmiş, evet hala birilerinin kulaklarını çınlatıyorum (!) Bir ara beni aptallaştırdığını hissetsem de aptallık mutluluktur diyerek 2012’den beri hiç bırakmaya bile yeltenmedim.

Ta ki bu yıla kadar. 2015 Eylül ayında artık tamam dedim, ve ilk adımı atıp bir psikiyatr ile görüştüm. Ne kadar ilginçtir ki bırakmak için de ilk önce Prozac’a geçiş yaptık, çünkü çat diye bırakılamıyormuş! Ama 5 yıl, aynı ilacı kullanmak için çok uzun bir süreymiş! Ortalama 2 yılda bırakmak ya da değiştirmek gerekiyomuş. Tabii her şeyde olduğu gibi kişiye göre bu durumlar da değişiyordur. 2-3 ay azaltarak Prozac ile devam edip sonra özgürlüğüme kavuşuyorum.

psikolojik_destek

Yalan yok, baştan korktum; evde terör estiririm, arkadaşlarıma karşı kırıcı olurum diye. Herkesi de uyardım, bana karşı biraz toleranslı olun durum böyle böyle diye. Ama fena gitmiyor, tahmin ettiğimden çok daha iyi hatta.

Çevremde bazı insanlar var ki, antidepresan kullandığınızı öğrendiğinde size bakış açıları tamamen değişiyor. Herhalde günümüzde psikolojik rahatsızlıkları delilik ile karıştıran pek kimse yoktur diye ümit ediyorum. Bu tepkiler belki dışarıdan çok “normal” gözüktüğün için veya kolayı seçtiğin düşünüldüğü için veriliyor gibi geliyor. Bilmiyorum. Ama benim beynim daha az mutluluk hormonu salgılıyorsa, ben daha kolay mutsuz oluyorsam, hayattaki minnacık olumsuzluklar kocaman kocaman olup bana rahat vermiyorsa napıyım. Negatife meylim var işte. Bütün bunların ne kadar gereksiz olduğunun, ne kadar şanslı olduğumun filan da farkındayım ama “öyle yapma” diyince sihirli değnek değmiyor, bakış açın değişmiyor. Ama bunca yıllık kimyasalın kesinlikle bir etkisi oluyor :)

serotoninToparlamak gerekirse, antidepresanlar da tıpkı tiroit veya şeker hapları gibi tedavi amaçlı kullanılması gereken İLAÇLAR. Güçlü olucam, bunun da üstesinden gelicem filan diye kasmaya gerek yok, kullanılması gerekiyorsa kullanılmalı. Misyonunu tamamladığında da bırakılmalı. Sadece doktorunuzdan, doktorunuzun yaklaşımından ve ilacınızın sizin için doğru olduğundan emin olun.

PS: Eğer depresyonun en karanlık kuyularında hareket edemeyecek durumda değilseniz, düzenli spor yapmanın da serotonin (nam-ı diğer mutluluk hormonu) salgılamadaki etkisinin kanıtlanmış olduğunu hatırlatmak ister, bir şans verin derim ;)

Oyunun adı İSTİKRAR!

zayiflama

İtalya’da çantamı ve telefonumu çaldırıp, 1 hafta yelken gezisini de yapıp (yelken yaptım diyemiyorum, kaptan kontenjanından benimki daha çok mavi turdu) kürkçü dükkanına geri döndüm.
Tabii hemen geçmişi değerlendirmeler başlıyor. Geri dönüp baktığımda anlıyorum ki bu iki tatili kafamda çok büyütmüşüm, baya baya şartlanmışım yıl boyunca, kendime zaman koymuşum, Eylül’e kadar şu kadar kilo zayıflamak, bu beden elbise giymek diye. Olmayınca da tutuşup sapıtmışım. Hala google aramalarında “haftada 5 kilo, ayda 20 kilo” aramalarım çıkıyor. Şuursuz manyak… senin bütün olayın bunlardan kurtulmak; kendinle, vücudunla barışmak değil miydi?

motivasyon

Neyse hatasız kul olmaz diyerek, kendimizi affediyor ve yeni sayfalar açıyoruz. Zaten devam eden sayfalardan çok yeni sayfalarla karşınızdayım; bkz. Neden kilo vermeliyim konusunda her şeyi geçtim; fiziksel güzellikler, sağlık için önemi, şık ciciler etc… Yaa bir insanın 15 yıldır to-do listinin tepesinde bir şey bekler mi? Her yılbaşı, her doğum günü, her hıdırıllezde gözleri yumup, için titreyerek aynı şey istenir mi? 15 yıldır beynini sinsi sinsi yiyen, yapılmayı bekleyen bir şey varken nasıl mutlu mesut hayatına devam edebilirsin? Ya bu görevi iptal edeceksin, ben böyle tombilik mutluyum arkadaş diyeceksin ya da harekete geçeceksin cicim.

Çuvaldızı kendime batıracak olursam bu başarısızlığın nedeninin İRADESİZLİK olduğunu düşünmüyorum. Hayatımda irademi hatta yer yer inadımı ortaya koyduğum birçok örnek var. Ama belki biraz istikrarsızlık olabilir :) Dengesiz bir İkizler olduğum doğrudur.

istikrar

Şu açıdan da düşünüyorum; paleo belki kilo vermem için değil ama sonrasında sağlıklı bir hayat sürdürmem için daha doğru bir yoldur. Bu konuda da esneklikler göstermeye hazırım. Şu aralar araştırdığım konulardan birisi de bu. Diyetisyen olayı ben de geri tepiyor genelde, o yüzden pek gitme taraftarı değilim. Ama kafamda deli sorularla, psikolojik bir destek almam gerektiği kesin! Çok sevdiğim bir arkadaşımın dediği ve çok da doğru bulduğum bir şey var, ki kendisi de sağlıkla 30 kilo verdi: İster Dukan-Karatay yap, ister kalori say, ister medyatik bir diyetisyene git veya paleo yap; önemli olan istikrar. Hepsiyle kilo verirsin, hiçbiri mucize sunmuyor, asıl mucize sadece SENSİN.

Mükemmel olmadığım ortada, olmaya da çok niyetim yok… İyi günlerim ve kötu günlerim oldu. Ama dün ne olduğu önemli değil, bugün uyandım ve tekrar denemeye hazırım. Oyunun adı İSTİKRAR!

Sonbahar, En Sevdiğim…

sonbahar

Ağustos’un da sonuna geldik, hoş geldin sonbahar! Mevsim geçişleri benim için hep problem olmuştur. Yeni kıyafetler almalı mıyım, alacaksam hangi bedende almalıyım? Şimdi içine girebildiğim mi yoksa gelecekte içine girmeyi umut ettiklerim mi alınmalı?

sonbahar_moda

fashionlady.in’de n alıntıdır

Kendimi bildim bileli S’dan XL’a kadar her beden kıyafet dolabımda bulunuyor. Üniversitede olayı iyice abartmıştım 2 tane 3 kapılı dolabım vardı ve yine de eşyaları sığdıramıyordum.  Şimdi biraz daha minimalist yaşamaya çalışıp pılı pırtıyı azaltıyorum ama yine de insanın kıyamadığı zımbırtıları veya vazgeçemediği umutları oluyor.  Sanırım benim gibi uzun yıllardır tombilik olan herkesin dolabı böyledir.

Bir de üzerine Amerika’daki exchange’den arkadaşlarımın İtalya’da yapılacak düğünü eklendi, tam bir kaos başladı. Bu arada 11 Eylül’de Imola’ya düğüne oradan da Rimini’ye tatile gidiyorum. Bununla da yetinmeyip dönünce bayramda yelkene gidiyoruz. Sevgili ex ev arkadaşımla yıllardır hayalini kurduğumuz geziyi sonunda süper bir ekiple gerçekleştiriyoruz. Bir yıldız yelken eğitimini bile tamamlayamamış ben, 1 hafta seyirde ne halt edeceğim bakalım! 1 hafta Ege’de Türkiye-Yunanistan arası takılıcaz, yanlış anlaşılma olmasın mavi tur değil yani, biz kullanıyoruz teknemizi :) Bütün yaz yanmamayı başarıp muhtemelen sonunda zenci gibi döneceğim.

yelken

Neyse efendim işte böyle “zorlu” kararların arasındayım. Düğüne kıyafet alsam mı, yeni hırka, tayt, mayo (hala bikini değil!), don, sütyen alsam mı? XL mı M mi alsam? Fall da oldum olası en sevdiğim sezon olmuştur. Ama ayakkabı alınca, çanta da almak lazım. Bu arada yarın babamın kemoterapi tedavisi başlıyor. Dün sabaha kadar uyuyamama sebebim yine tüm “ihtişamımla” karşıladığım yeni sezon mu yoksa hayatımızdaki bu yeni dönem mi acaba? Kim bilir..

Yeni bir misafirimiz var; kanser!

yaz

Bir süredir sesimin soluğumun çıkmadığının farkındayım. Ama ailecek hayatımızın biraz olağanüstü bir döneminden geçiyoruz. En kısa zamanda kendisinden kurtulmayı planladığımız çok yeni, istenmeyen bir misafirimiz var.

kucukkuyu

 

Bilenler bilir ailem Ege’nin küçük ve tatlı bir beldesi olan Küçükkuyu’ya yerleşti. Ben de evden çalışıyorken bu yazı onların yanında geçirmeye karar verdim. Ohh mis! Ara sıra toplantı vs için İstanbul’a gidip yine buraya geliyorum. Çatıyı kendime ofis yaptım, ara verip anne-baba-kardeş kahve içip, Ege’nin serin sularında serinleyip işe dönüyorum.

Neyse efendim Haziran dolaylarında, annem çok sancılı bir ağrı yaşadı ve ardından şiddetli, çıldırtıcı bir kaşıntı takip etti. Doktora gittiğinde ilk başta stresten dolayı olabileceğini düşündüler (bu dönemde annem altınlarını kaybetti, daha doğrusu nerede olduğunu hatırlamıyor. Çok da bir şey yok ama 1-2 parça bize sakladığı hatıra olduğu için çok üzüldü) Sonra tahliller gösterdi ki normalde 10-30 arasında olması gereken karaciğer enzimleri annemde 900’lerde ve vücudunda tiroit diye bir şey kalmamış. Tahlili bile annemin isteğiyle yapan doktor, ultrasonla filan bakmamış. Neyse ilaçlara başladı ama kaşıntıda azalma olmadı. Sonra bu civardaki başka bir hastaneye (Körfez Hastanesi) gittiler. Doktor safra kesesinde taş olabileceğini söylemiş ama çekilen ultrasonda taş çıkmadı. Sonra arayıp, ultrasonda hata yapıldığını söylediler ve tekrar ultrason çekildi falan filan. Kısaca tam bir yılan hikâyesine döndü. Baktılar bu iş böyle olmayacak ameliyat olabileceğini de düşünerek Bursa’ya doktora gitmeye karar verdiler. Safra kesesinde taş olduğu ve tiroitlerin bitik olduğu anlaşıldı. Ama değerleri toparlıyordu ve ameliyatın aciliyeti olmadığın söyledi doktor.

Bu arada Ramazan geldi, hoş geldi. Benim bu konuda durumlar karışık olsa da aile evinde Ramazan’ın geldiği hissedilir. Özellikle babam çok inançlıdır ve son yıllarda Müslümanlığın gerektirdiklerini olabildiğince yerine getirmeye çalışıyor. Hava sıcak, adam by-pass’lı, günler uzun, bir sürü ilaç kullanıyor… Oruç tutmasına tabii ki tepki gösteriyoruz ama o iyi olduğunu söylüyor. Neyse, 1. haftanın sonu gibi sol tarafında hafif bir güç kaybı olduğundan bahsetti. Tabii biz hemen oruçla ilgili olduğunu düşünüp yüklendik, tutmaman lazım senin, sağlık bu, keyfinden mi diye. Ama tek bir tarafta olması da ilginç geldi. 1-2 gün daha geçti, şikayeti devam ediyordu ama bayramdan önce doktora gitmek istemiyordu, tabii bir de annemin olaylardan sonra buradaki doktorlara olan güvenimizde iyice zedelendi. En son baba doktora gitmezsen ambulans çağırıcam dedim.

Neyse ertesi gün Nöroloji‘ye gittiler ve doktor beynin ön tarafında 1cm’lik bir kitle olduğunu, 2 cm çapında ödem yaptığını bunun da sol tarafı etkilediğinin ama çok önemli gözükmediğini, yine de ilaçlı MR çekilmeden bırakamayacağını söyledi. MR’da arka tarafta da küçük bir parça çıktı ve doktor bunun metastaza benzediğini, bu sefer buralarda vakit kaybetmeden bir an önce bir üniversite hastanesine gitmemiz gerektiğini söyledi.

O günü size tarif edebilmem mümkün değil! Annem bunu telefonda söyledi ve sadece çöktüm. Olduğum yere çöktüm. METASTAZ! Hiçbir şeyi olmayan babamda! Biz sinir sıkışması veya oruçtan dolayı bir şey olduğunu düşünüyorken, vücudun bir yerinde kanser vardı, ve o kadar son aşamadaydı ki metastaz yapmıştı. Burada detaylara giremeyeceğim ama kısaca o gün aile boyu gözyaşları sel aldı gitti, bittik, çöktük, tükendik…

metastaz

exstreamist.com’dan alıntıdır

Sağ olsun Bursa’daki akrabalarımız hemen gerekli doktorlardan randevuları aldı, her şeyi organize etti, ertesi gün hemen Bursa’ya gittiler. Bu arada biz biraz kendimizi toplayınca buradaki (Edremit Körfez Hastanesi) doktora nasıl sövüyoruz. Nasıl metastaz olabilir? Bu adam kanser olabilir mi? Babam da kahvaltıda öğlen yemeğini, öğlen akşam yemeğini düşünen bir adam. Hiçbir ağrısı, sancısı yok. Belki sadece beyinde olan bir tümör, hiç patoloji testi yapılmadan nasıl metastaz denir filan adama sayıyoruz kısaca.

Bursa’da ilk önce akciğerlere bakıldı. Çünkü beyne metastaz yapma riski en yüksek olan yer akciğer oluyormuş. Tertemiz çıktı. Ama ödem çok hızlı büyüdüğü için sol taraftaki güçsüzlük arttı. Bu yüzden ilk önce ödem söktürücü kullanıp sonra beyindeki tümörün alınmasına karar verildi. Beyin ameliyatını gerçekleştiren doktor çok başarılıydı. Ertesi gün hiç ameliyat olmamış gibiydi, yara izini görmeden kimse ameliyat olduğunu bile anlamadı. Neyse, ameliyatın ertesi günü tüm vücut PET film çekildi, bir taraftan da alınan parça patolojiye gitti ve araya bayram girdi.

Bayram sonrası doktora gittiğimizde öğrendik ki bu beyindeki tümör METASTAZmış! Hatta doktor bunu ameliyattan sonra da akrabalarımıza söylemiş ama bayramda kafamız rahat olsun diye bize söylememişler. Ama öğrendiğimiz en önemli şey metastaz illa kanserin son evresinde olmuyormuş. Ana damara yakın bir yerde olduğunda beyine çok daha erken atabiliyormuş. Pet film sonuçlarına göre mide ve akciğerde kitleler çıktı. Emin olmak için her yere bakıldı; karaciğer, bağırsak, prostat… Akciğer yine temiz çıktı ama midede ülsere benzeyen, hoş olmayan bir yara ve 1 cm’lik kitle bulundu. Bu arada da babam 10 gün beyindeki arkadaki minik kitleye -boyutu mercimek kadar- radyoterapi aldı. Şu anda en olası teori primerin midede olduğu ve beyne metastaz yaptığı. Onkolji doktorumuz ise şimdiye kadar 10 binlerce vaka gördüğünü ama mideden beyne atan bir kanser görmediğini söyledi. En son emin olmak için mideden alınan parça ile beyinden alınan parça karşılaştırılıyor. Bu hafta onun sonuçlarını bekliyoruz. Ona göre bir kemoterapi planı çıkacak.kanser

biooncology.com’dan alıntıdır

Mide kanserini ilk aşamalarında keşfetmek çok zormuş, hem belirti vermiyormuş hem de belirtileri ülser vb rahatsızlıklarla karıştırılıyormuş. İlginç olan babamın midesinden hiçbir şikayeti yok! Belki de beyne atmasa çok uzun bir süre anlaşılmayacaktı.

Ve son nokta doktorun tavsiyesi bol protein, kırmızı et tüketmesi ve şeker-tatlı gıdaları kısıtlaması. Kısaca paleo beslenmesini tavsiye etti. Babam tam bir hamur işi canavarı, eti çok sevmez ama nasıl olduysa gutu da var. Ona rağmen doktor “boşver gutu, et ye, sonra çakarsın kolşini” dedi! Gut filan umurlarında değil yani. Bu arada tavuk yerine balık ve kırmızı eti özellikle tavsiye etti, neden bilmiyorum!?

i love you daddy

PS: Bu arada metastaz lafını ilk duyduğumuzda böyle pattadak mı söylenir, patoloji raporu olmadan nasıl da anlamışlar hemen gibi sövmüş olsak da aslında ıvır zıvırla vakit kaybetmeden, kansere karşı savaşta en önemli silah olan erken teşhisi bize sağlayan Körfez Hastanesi’ndeki Nöroloji doktoru Nevzat Bey’e bir teşekkür borcumuz var sanırım.

Smoothie Paleo Diyetine Uygun Mu?

smoothie_cesitleri

Havaların sıcaklaması ve birbirinden güzel yaz meyvelerinin çıkması aklımıza daha fresh ve pratik kahvaltı seçeneklerini getiriyor.

Peki smoothie paleo diyetine uygun mu diye merak ediyorsanız teoride evet, ama dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var.

Armut-Avokado-Maydanoz

armut_smothie

paleogrubs.com’dan alıntıdır

Yaban mersini-Nane-Yoğurt

çilek_nane_smoothie

paleogrubs.com’dan alıntıdır

1. Çok fazla şeker içermesi

Ekstra tatlandırıcı eklemeyip, böğürtlen ailesinden (berrygillerden) meyveleri tercih ederek bu duruma bir çözüm getirilebilir. Hatta yeşil sebzelerle daha da iyi bir şeker dengesi yakalanabilir.

Salatalık-Ananas-Limon

ananas_limon_smoothie

Salatalık-Kıvırcık-Muz

salatalık_smoothie

paleoaholic.com’dan alıntıdır

2. Az miktarda protein/yağ içermesi

Eğer süt ürünleri tüketiyorsan, kefir veya yoğurt ekleyerek protein oranını arttırabilirsin. Benim için hayali bile imkansız ama çiğ yumurta eklemedek de protein seçeneklerinden biri, tabii salmonella riskiyle birlikte.

Yağ içinse hindistan cevizi yağı, hindistan cevizi kreması (bana çok ağır geliyor kremalar), badem, fındık, ceviz veya avokado eklenebilir.

Portakal-Yaban Mersini-Nane

smoothie

Hindistan Cevizi-Şeftali

seftali_hindistancevizi_smoothie

paleogrubs.com’dan alıntıdır

3. Tok tutmaması

Eğer sabah içtiğin smoothie seni öğlene kadar tok tutuyorsa ne mutlu sana. Kapat bu sayfayı, bırak paleo filan dert etme :) Şaka bir yana benim için ancak geç kalktığım bir sabah 1-2 saatlik bir seçenek smoothie.

Sıvı gıdaların katı gıdalardan daha çabuk acıktırdığı bilimsel olarak kanıtlanmış. (Meraklısı buradan bakabilir.) Bir de şeker miktarı arttıkça acıkma çabuklaşacaktır. Bunun çözümü karbonhidrat/protein dengesinde ama yine de kişisel olarak gözlemlemekte fayda var. Eğer seni tok tutmuyorsa, smoothie senin için iyi bir seçenek olmayabilir.

Kısaca, eğer kahvaltıda smoothie tercih etmeye karar verdiysen, şeker oranının düşük olduğuna, protein ve yağ içerdiğine ve seni tok tutacağına emin ol!

Karnabahar Pilavı Tarifi

karnıbahar_pilavi

Kışın geçmesinden dolayı üzüldüğüm tek bir şey varsa o da karnabaharın zamanının geçmiş olması :( Eğer son karnabaharları yakalarsanız ke-sin-lik-le bu tarifi deneyin!

Karbonhidrat tüketimini azaltmaya çalışanlar için karnabahar tam bir nimet. Gerek pizza olarak gerekse bu tarifte paylaşacağım gibi pilav olarak tüketilebiliyor.

Bu tarif yabancı yemek bloglarında cauli rice veya cauliflower rice olarak geçiyor ve oldukça popüler. Ben artık bu tarz alternatif yemekleri dışarıda da yiyebilmek istiyorum. Bunu yapacak girişimci ruhlar aranıyor :)

Not: Karnıbahar yazdıkça düzelten wp’e teşekkürü bir borç bilirim :)

karnabahar_pirincalagraham.com’dan alıntıdır

karnıbahar_pilavipopsugar.com’dan alıntıdır

korili_karnabahar_pilavipaleoguide.com’dan alıntıdır

Malzemeler:

  • 1 karnabahar
  • 1 kaşık zeytinyağı
  • İstediğin baharat veya sos (ben bolonez soslu yaptım, çok da güzel oldu)
  • Tuz

karnabahar_pilavıthekitchn.com’dan alıntıdır

Hazırlanışı:

  • Karnabaharı kökten kesip uçtaki tomurcuklarını ayırıp rondodan geçiriyoruz. Hiç büyük parça kalmamasına dikkat edin.
  • Eğer sade yapmak istiyorsak soğan, sarımsak ve baharatları ekleyip orta ateşte yağ ile çeviriyoruz. Yok soslu olacaksa sadece yağ ve tuz ile karnabaharı çeviriyoruz.
  • 10-15 dakika kapağını kapatıp kısık ateşte pişiriyoruz.
  • Bu kadar! Pilavınız hazır. Şekerinizi manyak yapan pirince hiç de ihtiyacınız yok :)

Örnek Paleo Menüsü

kalan_yemekler

En çok merak edilen konulardan bir tanesine açıklık getirmek istiyorum. Peki bütün gün ne yiyorum?

paleo_kahvaltı

Sabah kahvaltıda genellikle yumurta tercih ediyorum. 2 veya 3 yumurtadan çeşit çeşit omlet, muffin bazen de haşlama olarak. Eğer akşam fazla kaçırdıysam veya biraz hararetli uyandıysam daha fresh şeyleri tercih ediyorum; smoothie veya çilek-elma gibi meyveler. Eğer çok üşengeçsem, pis boğaz da olduğumdan, akşam veya öğlen yemeğinden kalan et-tavuk-balık türevi ızgaraları ısıtıp yiyorum :)

taze_bogurtlenli_smoothie

                                                                                                              agirlworthsaving.net

izgara_etÖğlen ve akşamları et-tavuk-balık gibi proteinleri tercih ediyorum. Benim için en kolayı fırında veya tavada pişirmek oluyor. Burada en önemli noktalardan bir tanesi sürekli aynı şeyi yememek, çünkü bu sefer sıkılıp rejim kafasına girebiliyorsun. Menüyü mümkün olduğunca geniş tutmakta fayda var. Deniz ürünleri (midye, kalamar, karides) ve sakatatlar (ciğer, böbrek…) bu konuda oldukça yardımcı oluyor. Proteinlerin yanında genelde ya salata ya da zeytin yağlı sebze tercih ediyorum, hiç bir şey yapamazsam domates-salatalık doğruyorum. Paylaştığım bazı tarifler burada.

kabak_cekirdegi

Atıştırmalık olarak da kuru yemiş (genelde badem) ve meyve, salatalık tercih ediyorum. Mısır patlağını özlediğim zamanlar oluyor ama o zaman da kabak çekirdeğinde teselli buluyorum.

Bolonez Soslu Zoodle

bolonez_soslu_zoodle

Makarnayı hayatımdan çıkardığımdan beri zoodle‘ın benim için ne kadar önemli bir yeri olduğunu hatırlarsınız. Peki zoodle ile enfes Bolonez sos birleşirse ne olur?

bolonezli_zoodle

thriftywholesome.com’dan alıntıdır

Benim hazırladığım sos kıymalı domates sosunun ötesine pek geçmez ama yine de çok yakıştı. 1982 yılında tescillenen gerçek İtalyan Bolonez sosu (Ragu) tarifi;

  • 300 gr ince kıyılmış kıyma
  • 150 gr kurutulmuş domuz eti
  • 50 gr havuç
  • 50 gr kereviz
  • 50 gr soğan
  • 5 kaşık domates püresi
  • 1 bardak süt (tescilli tarif diye orjinalini bozmadan paylaşıyorum :)
  • Yarım kadeh sek beyaz/kırmızı şarap
  • Tuz ve karabiber
  1. Zoodle‘ımızı hazırlıyoruz.
  2. Eğer domuz eti kullanıyorsak onu, kullanmıyorsak yerine yağı eritiyoruz. Ancak orjinal tarifte yağ yok.
  3. Kereviz, havuç ve soğanı küçük küpler şeklinde doğrayıp ekliyoruz.
  4. Üzerine kıymayı da ekleyip hep birlikte kavuruyoruz.
  5. Domates ve şarabı koyup 2 SAAT dinlendiriyoruz. (Tam bir sabır işi.)
  6. Yavaş yavaş sütü katıp, tuz ve karabiberi ekliyoruz.

NOT: Sanılanın aksine İtalya’da Bolonez spagettiyle değil Tagliatelli ile birlikte anılan bir sos. Spagetti yakıştırması ise tabii ki Amerika’dan geliyor.

bolonez_sos

livinglovingpaleo.com’dan alıntıdır

zoodle

fastpaleo.com’dan alıntıdır

Benim uyduruk Bolonez sosum da eksik kalmasın :)

  • 250 gr kıyma
  • 1 soğan
  • 200 gr domates püresi
  • Soğan ve sarımsak kurusu
  • Tuz, karabiber, kimyon, kekik

Kıyma ve soğanı kavurup, üstüne domates püresini ve tüm baharatları ekliyoruz. 15-20 dk kısık ateşte özdeşleşene kadar kaynatıp, 2-3 dakika dinlendirdikten sonra zoodle’ın üstüne istediğimiz kadar koyuyoruz. Ve (yalancı) Bolonez soslu zoodle’ımız hazır!

Gluten Free/Glütensiz

glutensiz

Glüteni hayatımızdan çıkartmak bu kadar zorken, dünyaca ünlü sanat eserlerinden nasıl çıkarıldığını merak edenler tıklayın.

gluten

İster paleo, ister Karatay ister Dukan ile ilgilenin. Sağlıklı bir hayat için hepsinin en önemli ortak noktası glüten tüketiminin azaltılması.

gluten_free

Vestel Mix and Go

vestel_mix_and_go

Bugün birçok kişinin merak ettiği “Önce koy karıştır, sonra al dolaştır.” sloganıyla piyasaya çıkan Vestel Mix and Go‘yu sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlk gördüğümde “bu benim olmalı” dedim, itiraf ediyorum :) Ve yüzsüzce anneme yılbaşında hediye almak istersen bunu alabilirsin dedim :) Sağ olsun beni kırmadı.

vestel

Vestel Mix and Go bir çeşit içeceklere özel blender. 600 ml ve 300 ml’den oluşan iki şişeye sahip. Benim için en cazip kılan özelliği de bu oldu. İçeceğinizi hazırladıktan sonra sadece BPA içermeyen şişelerin kapağını takmanız yeterli. Ama gel gelelim dar ve uzun yapısı sebebiyle içine attığınız şeyleri gerçekten küçük parçalara bölüp atmanız lazım, yoksa takılıyor ve parçalamıyor. Benim gibi tembellere bir başka zorluk :( Yani bütün elmayı atıp smoothie yapmasını beklemeyin. Hatta 4’e böldüğünüz elmayı bile smoothie yapmasını beklemeyin.

mix_and_go

smoothieBen hepsiburada.com‘dan almıştım, en ucuz buradaydı :). Onların da tedarik etmesi 2 haftayı buldu, geç kaldıkları için müşteri memnuniyeti adına 10 TL’lik hediye çeki yolladılar. Tabii ki güzel bir şey ilgili olmaları, Sezar’ın hakkı Sezar’a, ama insan bir şeyi sabırsızlıkla beklerken pek bir şey ifade etmiyor.

Özetlemek gerekirse güzel bir düşünceyle yola çıkılmış, bence işlevselliğinden ziyade pazarlama yönü güçlü bir ürün. Çocuk da yaparım kariyerde kafasıyla, sağlıklı da beslenen “muhteşem kadın” imajına, elinde simit yerine smoothie olması daha çok yakışıyor bilinçaltımızda. Kısaca olmazsa olmaz değil ama “nice to have” klasmanında benim için.

Yumurtalı Muffin Tarifi

saglikli_tarifler

Yumurtalı muffin lezzetli, sağlıklı, renkli ve pratik bir tarif! Kahvaltı alternatiflerini arttırmak isteyenler için güzel bir seçenek. Silikon muffin kalıplarıyla da oldukça pratik, yapışmıyor, bulaşık derdi çıkarmıyor, mis :) Ben ıspanak, karnıbahar, pastırma üçlüsünü kullandım ama sevdiğiniz tüm sebzelerden yapılabilir.

yumurta

egg_muffin

 

Benim tarifim;

  • Önce fırını 175 derecede ısınmaya bırakalım.
  • Yumurta+yardımcı malzemelerimizi karıştırıp çırpalım.
  • Tuz ve baharatları ekleyip kaplara dökelim.
  • Dilerseniz üzerine susam, çörek otu veya haşhaş ekleyerek börek-poğaça formuna yaklaşabilirsiniz :)
  • 10-15 dk pişirelim ve ta-da!
    muffin

Kilo: İnişler, Çıkışlar…

kendinle_barismak

Saat sabah 5 ve ben karın ağrısından gözüme uyku girmeden bu satırları yazıyorum.

İlk önce belirtmem lazım ki bu yazı güzel ve kısa bir yazı olmayacak, biraz daha kendime yazmam gereken, yazarken düşüncelerin şekillendiği, sesli düşünme tadında olan yazılardan. Hiç bunları çekemem şimdi diyorsanız burada bırakmanın tam zamanı.

Karın ağrımın sebebi; bir insanın 3 günde yiyebileceği şeyleri bir güne o gün “son” günümmüş gibi sığdırmaya çalışmam. Hem de tam bir haftadır! Bunun nedenlerine çok girmek istemiyorum ama dedim ya sesli düşünme tadındayım diye, beyin bu tabii ki nedenlerine giriyor.

Kilo alıp almadığımı bilmiyorum şu anda çok umurumda da olan bir şey değil daha çok benim için mükemmel giden bir şeyi neden devam ettiremiyorum sorusuna cevap arıyorum.

Sürece baktığımda gözüme çarpanlar;

Annem, babam ve kardeşim bana geldi, evimi şenlendirdi. Ama tabii ki tek başına sadece yiyeceği kadar yemek alan, bunun dışında bir şey görmeyen nefis için, her gün ve her öğün bir sınav olmaya başladı. Belki zaman zaman gerildim, onlara da yansıttım, husursuz ettim. Sonra bunun için daha çok üzüldüm.

aile

Aslında yedikleri şeyleri canımın istemediğini de biliyorum ama sanki yedikleri şeylerin hepsinin fotoğrafını çekip onlar “gidince” yemek için beklemişim. Onlarla değil dikkatinizi çekerim, onlar gidince, yalnız, bütün suçluluk ve acınası duygularla. Sanki çocukluktan kalma bir rütelin tekrarı gibi. Kaçamak kaçamak, suçlu hissederek, zevk almadan, tat duygusu olmadan, tı-kın-mak bahsettiğim.

aile_yemegi

Bu beslenme düzenini-hayatımın sonuna kadar sürdürmek istiyorsam, böyle beslenmeyen sevdiklerimle de yaşayabilmenin bir yolunu bulmam lazım. Ne onlara suçlu hisettirerek ne de kendimi geri çekerek. Bu to-do listemde en tepelerde bu ara.

Bu yazıyı yazmak istiyordum ama görüp üzülürler diye bir türlü elim varmamıştı, ha bu arada evet ebevynlerim nasıl olduysa buradan haberdar oldu. İnanılmaz destekleyiciler ama bir yazı yazdığımda üzerinden dönen konuşmalar bazen günlüğü okunmuş ergen kız triplerine girmeme neden olabiliyor. Ama genelde sevindiriyor :)) Özellikle babamın noktalama işareti hatalarını bir editör hassasiyetiyle tespit edip bildirmesine bayılıyorum, ya da annemin hemen arayıp aaa ben sana o tepsiden getiririm alma sen demesine, şunu şöyle yaparsan yanmaz gibi yorumlarına  :) Sadece burada onların kızı değil de, kendim olmaya, biraz daha özgür bir kaleme ihtiyaç duyuyorum galiba bazen, ya da anne ve babama filtresiz dünyamı gösterecek cesarete :) Okurlarsa bu satırlar gönül almak içindi anlaşıldı heralde ;)

regl (1)

İkinci neden Kasım ayından beri, 4 aydır, regl olamıyorum. 2 haftadır söktürücü olarak Tarlusal adında tek dişi kalmış canavarla boğuşuyorum. Gerçekten insanın psikolojisini çökertiyor. Zaten regl olamamanın verdiği bir gerginlik, vücutta ödem falan filan varken bir de bu başıma. Doktor teşhisi de polikistik-over oldu. İki yumurtalıkta kistçikler çıktı ama çok büyütmeye gerek olmadığını her 5 kadından 1’inde görülen kontrol altında tutulması gereken bir şey olduğunu söyledi. Bayanların her 28 günde bir kanaması lazımmış. Bu olmuyorsa ileriki yaşlarda çatlamayan yumurtalar rahim kanseri riskini arttırırmış. Bir kadın doğum uzmanı da niye “bayan” der anlamadım. Uzmanlığın kadın üzerine be adam, ne bayanı. Neyse bu aşamada hormon şeker falan filan testleri de yapılacak. Bi kontrol iyidir.

terapi

Üçüncü neden iki basamaklılar. Sanırım bu beni korkuttu. Ya da şişman olmanın altında bu korku var. Zayıflarsam başarısızlıklıklarımı neyin altına gömeceğim? Bahanem ne olacak? Artık hayata hazır olmak zorunda olacağım o zaman. Bu bahanemi mi kaybetmekten korkuyorum? Bilmiyorum. Ya da güzel olmaktan mı korkuyorum? Bilmiyorum. Ya da kendime acıma lüksümümü kaybedeceğim, gerçekten bilmiyorum. Burası biraz yıllarca terapiye gitsen çözemeyeceğin, çözsen de davranışsal olarak ne kadar düzeltebileceğinin sorgulanabileceği bir alan. Benimse ne o kadar zamanım ne de o kadar param var. Ama bu konu, en azından davranışsal değişim, biraz daha sakin kafayla üzerine düşünüp, araştıracağım bir alan.

terapi_seansı

Son 1 haftada olan biten bir başka değişiklik de “erkek arkadaşımsı”yı hayatımdan çıkarmak oldu. Fazlalıkları temizlemek her zaman yağlardan değil bazen de duygusal yüklerden olmalı :) Ama benim için zor bir karar oldu, itiraf ediyorum.

Evet elimde 4 tane kapı gibi neden var. Diyet yapmıyorum ki bozmuş olayım hem alla alla, etti mi 5 :) Eminim bu yazıyı okuyan herkes benzer şeyler yaşadı, belki 1 hafta süren bi çılgınlık değil, veya yemek üzerine değil. Ama bu yazıyı sonuna kadar okuduysanız ya beni çok seviyorsunuz :) ya da bir şeyler tanıdık geldi. Sizden ricam siz nasıl çözümlediniz, paylaşın benimle, ya da daha çözemediyseniz onu da paylaşın, birlikte çözeriz belki :)

gunes_dogarken_yoga

Bunun sadece bir iniş olduğunu biliyorum, adı üstünde yolculuk dedim yola çıkarken, inişleri çıkışları olacak. Toparlanacağım, belki bir zaman sonra tekrar sabahın 5’inde uyutmayan karın ağrım ve gaz sancılarımla yazacağım. Paleomun kıymetini bilerek, kendimin, ailemin, arkadaşlarımın ve sağlığımın kıymetini bilerek. Sonra uykuya dalacağım. (Ayy böyle ağdalı sonlara bayılıyorum, napalım kezbanlık kanımızda var işte :D)

“Kusursuz Kadın” Supervenus

supervenus

İzlediğimden beri unutamadığım çok etkileyici bir kısa film! Oyuncak bebeklerle ilgili bu videoyu görünce sizinle paylaşmak istedim.

17. Brüksel Kısa Film Festivali’nde büyük ilgi gören Supervenus, kusursuz kadın idealine çok etkileyici bir eleştiri. Sadece bugün değil, tarih boyunca kadın bedeni üzerindeki kusursuzluk, “ideal” olma kaygısı, üzerimizdeki baskı değil mi bizi bugünlere getiren…

Videonun tamamı Youtube’dan kaldırılmış, sadece trailer’ı var. İzlemek isteyenler izlesene.com üzerinden 2:30 dakikalık bu şaheseri izleyebilir.

Sepet sepet yumurta

kofteli_yumurta

Bilim dünyası yumurtaya büyük bir özür borçlu! Yıllardır kolestrol ve benzeri sebeplerle mutfaklardan uzaklaştırılan yumurta çok şükür Karatay gibi doktorlar sayesinde aklandı ve en doğal/sağlıklı protein unvanını geri kazandı.

Darılmaca gücenmece yok sevgili yumurta, yıllarca benim de favorim değildin. Şu anda ise benim için hayat kurtarıcı oldun. Kahvaltıda neredeyse fix yumurta yiyorum, kahva
tıda yemediğimde ve yemek hazırlayacak kadar vaktim olmadığında pastırma, brokoli, ton balığı, kıyma, domates-biber dolapta ne varsa üzerine yumurta kırıyorum ve oldu bitti!

Haşlanmış, çırpılmış, tavada, muffin, menemen, çılbır veya frittata… Moduma göre hangisi olursa olsun yumurtanın yeri artık çok özel :)

1_yumurtalı_muffin

paleospirit.com’dan alıntıdır

3_biber_ici_yumurtapaleoleap.com’dan alıntıdır

4_tavada_sebzeli_yumurta

paleospirit.com’dan alıntıdır

5_menemen

 herfrozenwings.blogspot.com’dan alıntıdır

6_yumurtali_salata

paleoaholic.com’dan alıntıdır

7_omlet

 blog.relayfoods.com’dan alıntıdır

Zoodle Tarifi

kofteli_zoodle

Sağlıklı besleniyorum diye güzel şeyler yemeyeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz :)

Zoodle (noodle + zucchini/kabak) Instagram’da fotoğraflarını görüp ağzımı sulandıran yemeklerden biriydi ve jülyen doğrayıcıyı aldığıktan sonra da ilk denediğimden tariflerden oldu. Bu arada, bu küçücük alet kesinlikle şimdiye kadarki en iyi mutfak yatırımım oldu!

Karışık sebzeli zoodle

karisik_sebzeli_zoodle

 

loveurbelly.com’dan alıntıdır

Pesto soslu;

pesto_soslu_zoodle

aseasyasapplepie.com’dan alıntıdır

Limonlu-tavuklu

tavuklu_zoodle

foodrenegade.com’dan alıntıdır

Zoodle salata

zoodle_salata

stalkerville.net’dan alıntıdır

Gelelim bu lezzetli ve sağlıklı yemeğe;

Malzemeler:

  • Kabak
  • Jülyen Doğrayıcı (Ben Beşiktaş Pazarı’ndan titanyum olanlardan aldım ve çoooook memnunum)

Hazırlanışı:

  1. Hazırlamak istediğiniz miktarda kabağı yıkayıp, jülyen doğrayıcı ile uzun uzun spaghetti haline getirin.
  2. Çiğ olarak da rahatlıkla yenilebilir ama ben birazcık tavada sotelenmiş halini tercih ediy
    orum.Burdan sonra aynı makarna gibi davranıyorum kendisine, istediğim sos ile renklendiriyorum :) Ama favorim marinara soslu köfte ile!
  3. Enjoy!

3 basamaklıların son durağı: 100 kilo!

zayiflama

1 Aralık 2014: 112 kg

11 Aralık 2014: 108.3 kg

25 Aralık: 105.2 kg

28 Ocak 2015: 100.3 kg

Toplamda neredeyse iki ay geçmiş ama sabah Instagram’da paylaştığım fotoğrafta 1,5 ay demişim :) Gün saymadığım için zamanın nasıl geçtiğini bile anlamamışım.

3 basamaklıların son durağı, 100 kilo! Burayı hayatım boyunca bir daha görmemek üzere geçmek istiyorum. En kısa zamanda güncel before-after fotoğrafımı da paylaşacağım :)

Ama benimki gelene kadar motivasyon sağlayacak başka öncesi-sonrası fotoğrafları sizlerle!

Bu sefer önce bir beyler;

erkek_zayıflama

Süper bir çift;

kilo_veriyoruzVe hanımlar;

paleo_diyetipaleo_zayiflama

zayiflama

Başarı Hikayeleri

100_kilo_vermek

Başarı hikayeleri içeren bu yazıyı hem kendimi hem de sevgili okuyucuyu motive etmek için uzun zamandır yazmak istiyordum.

80 kilonun altına indiğimde yaşayabilir oluyor, 75’in altında kendimi baya iyi hissediyor, 70’in altını hatırlamıyor, 60’ın altını hayal bile edemiyorum. Şimdilik bebek adımlarıyla ilerlemeye çalıştığım için rakamlara takılmamaya çalışıyorum. Ama insanın kendini motive etmesi için başarı hikayelerinden daha iyi bir yöntem yok bence.

Bu vesileyle efendim karşınızda paleo/primal ile +++ kilo vermiş cengaverler:

  1. A Hopeful Loserbaşarı_hikayeleri

1,5 yılda tam 62 kilo vermeyi başarmış. Kilo vermeye karar verdiğinde ilk başta kalorileri sayıyormuş ama sonrasında paleoyu keşfetmiş ve beslenmesini, hayata bakış açısını bu yöne kaydırmış. Belki yaşı yakın olduğu için, 26, hikayesi favorilerim arasında.

  1. Paleo Parents100_kilo_vermek

Muhteşem bir aile! Stacy hayatının büyük çoğunluğunu obez olarak geçirmiş 3 çocuk annesi, birçok kez diyet yapmaya çalışmış ve birçok kez  başarısız olmuş bir kadın. Ne kadar yabancı bir hikaye değil mi (!)

3. çocuğu doğduktan sonra, bir şeylerin değişmesi gerektiğine karar veriyor ve emziren bir anne olduğu için “süt ürünlerinin serbest olduğu” rejimleri ararken ilk defa “paleo” ile karşılaşıyor. Ve sonunda kendisi için doğruyu bulduğunu anlıyor. Kilolarla birlikte depresyon, tansiyon, tiroid hatta çok ciddi bir şekilde akyuvar sayısıyla ilgili yaşadığı sağlık sorunları düzeliyor. Bir yılda 55 kilo veriyor!

Stacey’nin bu başarısından etkilenen, çok büyük kilo problemleri olmayan eşi Mathew’da ona katılıyor ve 25 kilo veriyor.

aşk

Aslında hikayelerinin beni en etkileyen tarafı da kilo durumlarının aşklarıyla hiç bir bağlantısı olmaması sanırım. Her kiloda, her boyda, her renkte, kısaca her şekilde birilerinin birilerini beğenebileceğini, seveceğini biliyorum ama galiba bu şekilci dünyada buna inanmakta zorlanıyorum. Bu yüzden buna benzer hikayeler hala içimi ısıtıyor, o kadar da kötü bir dünyada olmadığımıza dair umut veriyor.

sağlık_ve_kilo

Hikayeye geri dönersek, bu beslenme eğer bize iyi geldiyse diye düşünüp, yaşları 5, 3 ve 1 olan çocukları için de paleoyu uygun görüyorlar. Ve karşınızda sapsağlıklı bir aile :)

  1. Primal Girl

Ve bugünkü son hikayemiz! 24 yaşına kadar sağlıklı balık-etliden, hormonal ve psikolojik bozuklukluklarla birlikte obezliğe giden bir hikaye onunki. Birçok farklı diyet denemesiyle 100+ ve 70’li kilolar arasında gidip geliyor. Bir gün kardeşi Mark Sisson’ın The Primal Blueprint kitabını hediye ediyor ve bu hayatının dönüm noktası oluyor (ne klişe bir cümledir bu da :).

İnsanoğlunun evrimi doğrultusunda beslenmek kafasına yatıyor ve ilk önce şekerle tahılı hayatından çıkarıyor.

kilo_verme

İlk 10-15 kilo hızla gidiyor sonra meyve ve kuru yemişlere de kısıtlama getirip kalan fazlalıklarından ve hastalıklarından kurtulup 68 kilo dolaylarında sağlıklı hayatına devam ediyor.

————————————————————————————————————————

Hikayelerimiz şimdilik bu kadar. Ne diyelim darısı başımıza :)

Tavuklu Kabak Sandalı Sefası

tavuklu_kabak

Hem leziz, hem çok hafif bir yemek arayanlara…

Karnıyarık yemeğinin kabak-tavuk ile bir uyarlaması diyebiliriz aslında. Hazırlamadan önce tarifleri araştırırken keşke peynir yeseydim, rendelenmiş kaşarla nasıl da güzel gözüküyor diye bir içimden geçirmedim değil. Peynir ve yoğurt tüketmemek şimdilik beni en çok zorlayan alanlar. Bu arada tarif peynirsiz de çok güzel oldu, sanırım bazı şeyler sadece alışkanlık.

Malzemeler:

  • 4 adet kabak
  • 4 adet tavuk but
  • 1 soğan
  • 2 kaşık biber salçası
  • 2 diş sarımsak
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • Maydanoz (Aslında dereotu daha güzel olabilir ama evde olmadığı için ben maydanoz kullandım.)
  • Tuz ve karabiber

tavuklu_kabakHazırlanışı:

  1. İlk önce soğan ve sarımsaklarımızı doğrayıp karamelize ediyoruz. Salçayı ve küp küp doğradığımız tavukları ekleyip pişiriyoruz.
  2. Harç hazırlanırken, kabakları dikine ikiye bölüp içlerini bir kaşık veya oyacak yardımıyla oyuyoruz. (İçlerini atmayın, ben mücver yaptım :)
  3. Harcımızı oyduğumuz kabakların içine dolduruyoruz. Bu sırada da fırının ısınması için 180 dereceye getiriyoruz.
  4. Bir fırın tepsisine yağlı kağıt serip tavuklu kabak sandallarını yerleştiriyoruz ve fırına atıyoruz.
  5. Fırın ayarlarına göre pişme süresi değişeceği için kontrol ederek pişiriyoruz.
  6. Maydanoz/dereotu ile süsleyip afiyetle yiyoruz.

Not: Çıktığında kabaklar çok eciş bücüş duruyordu, en çok o aşamada işte peynir bu görüntüyü kurtarırdı dedim ama ciddi lezzetliydi, gözünüze kötü gelirse takılmayın.

Mutluluğun Kaynağı 8 Antik Yaşam Kuralı

antik

Aslında kilomla ilgili bir güncelleme paylaşmak istiyorum ama kilo vermem durdu gibi gözüküyor bu ara. En son 25 Aralık’ta 105.2’yi gördüm. Yılbaşı sonrası tartılmadım. Son durumda toplam 6.8 kilo verdim.

Regl olmam gerekiyordu ama olmadım, o yüzden de tartıda bir değişim olmuyor olabilir, çünkü hiç kaçamak yapmadım. Bu arada regl olmama konusunda heyecana gerek yok, 1 kere zamanında olursa, 3 kere gecikiyor zaten. Fizyolojik hiç bir neden bulunamadı, tamamen psikolojik!

antik

Psikoloji masterı yapan ve Psychology Today’in sıkı takipçisi çok yakın bir arkadaşıma paleodan ve blogdan bahsettim. Bana çok tatlı bir makale göndermiş. Paleo dediğimiz şey sadece beslenme değil yaşam tarzı diye boşuna demiyorum.

Stoacılık olarak Türkçe’ye çevrilen bu antik felsefe psikoloji ve felsefenin bir kombinasyonu olarak tanımlanıyor. Eleştirilecek bir sürü noktası olduğuna eminim ama doğaya uygun yaşamayı ve dünya vatandaşlığını savunmuş olmaları & mutluluğu kendi içlerinde aramaları bana sevdirdi bu antik felsefeyi. Bir de üstüne bilgelik, adalet filan eklenince oldukça kanım ısınıverdi.

socrates

Mutluluğun Kaynağı 8 Antik Yaşam Kuralı

  1. Acı çekmemize sebep olan şey olaylar değil, bizim olaylar hakkındaki görüşümüzdür.
  2. Görüşlerimiz genellikle bilinçsizce oluşur, ama kendimize sorular sorarak görüşlerimizi bilinç seviyesine getirebiliriz.
  3. Başımıza gelen her şeyi kontrol edemeyiz, ama tepkimizi edebiliriz.
  4. Bakış açısını akıllıca seçmek lazım.
  5. Alışkanlıkların güçlü olduğu unutulmamalı.
  6. Pratik yapmak hayati öneme sahip.
  7. Erdem, iyi ahlak, mutluluk için yeterlidir.
  8. Yaşadığımız topluma karşı ahlaki yükümlülüklerimiz unutulmamalı.

Yeni Yıl Kararları

2015

Yeni bir yıl gelir de yeni kararlar alınmaz mı?

Yeni bir yıl demek aslında bir çok insan için hayatında yeni bir sayfa açmak demek. Eski yılın bilançosuna bir bakılır; tatiller, kazançlar, kayıplar, dostlar, düşmanlar… Ve yeni yıl için umutlar serpilir, hedefler konulur.

Sanırım 12 yaşımdan beri benim için her yılbaşının en temel kararı “bu yıl kilo vereceğim” oldu. Bunun başarıya kavuştuğu yıllar da oldu, başarısız olduğu yıllar da. Bu yıl ise bir değişiklik yapıp madde madde 50 kilo vermekten, Tayvan’a gitmeye kadar sıralamayacağım.

2015

Artık ne istediğimi biliyorum: Denge! Yemeğin sadece yemek olduğu, ne üzüntünü alacak ne de mutluluğunu paylaşacak bir şey olmadığını biliyorum. Sadece vücudumuzun ihtiyaçlarını gidermek, onu en iyi şekilde beslemek için var. İlişkiler de aynı şekilde. Üzen, huzursuz eden insanlara hayatımda yer yok. Ruhumu besleyen, doyasıya kahkahalar attığım dostluklar ve güzel insanlar ne şanslıyım ki hayatımda :)

Mükemmeliyetçi olup memnuniyetsizlik hissiyle boğuşmaya, depresyonlara, üzülmeye ayıracak ne kadar zamanımız var. Hepi topu doyasıya sağlıklı geçireceğimiz kaç yaz tatili daha var önümüzde. Değmez….

Enerji Bombası!

enerji_bombasi

Haftya bombastik bir başlangıç!

Nilgün Bodur’un Cumartesi günü Instagram’da paylaştığı tariften esinlenerek, tatlı isteğini bastırıcı ve enerji verici bir deneme yaptım bugün. Ortaya tam bir enerji bombası çıktı!

Kahvenin yanında illa canım 1-2 lokma da olsa tatlı bir şeyler istiyor, bilmem aynı durumdan muzdarip olanlar var mı. Kolay tatlı tarifleri arayanlar bayılacak bu tarife!

enerji_bombasi

Malzemeler:

  • 1 Muz
  • 1 tatlı kaşığı organik tahin
  • 1 tatlı kaşığı organik pekmez
  • 1 çay kaşığı tarçın
  • 5-6 adet ceviz

Hazırlanışı:

  1. Muzu çatal yardımıyla eziyoruz.
  2. Tahin, pekmez ve tarçını ekleyip güzelce karıştırıyoruz.
  3. Cevizleri ister içine karıştırabilirsiniz, ister süslemek için en son üstüne.
  4. İşte bu kadar :)

Avokado – Guacamole Sos

Guacamole

O bir doğuştan paleo! Hiçbir uyarlamaya gerek kalmadan gönül rahatlığıyla tüketilebilir. Et, tavuk ve karidesin yanına çok yakışan Guacamole sostan bahsediyorum.

Guacamole sosun ana malzemesi avokado.  Avokado aslında 70’li yıllardan beri Türkiye’de üretiliyor ama bizim mutfağımıza hala çok yabancı. Tat olarak da pek alışmadığımız bir lezzete sahip. Ben Guacamole sosu ilk defa üniversitede Quesadilla’nın yanında yemiş ve bayılmıştım. Ama tek başına avokado yemeye kalktığımda ne yazık ki aynı hazzı alamadım. Şimdi ufak ufak salatalarda ve sos olarak kullanmaya çalışıyorum.

avokado

Avokadonun Faydaları

Avokadoyu sevebilir veya sevmeyebilirsiniz ama faydaları inkar edilemez.

Hafif yağlımsı bir yapıya sahip olan bu güzellik tam bir doymamış yağ bombası; yani kolesterol, kalp ve damar hastalıklarının hepsinin doğal ilacı. Ayrıca hem yağlı hem lifli yapısıyla zayıflama sürecini de hızlandırıyor. Bu yüzden de Hollywood diyetlerinin ayrılmaz bir parçası :) Şaka bir yana avokado 10+ farklı vitamin, protein ve yağ içeren gerçek bir nimet.

Avokado Nasıl Seçilir?

Avokado seçerken göz önünde bulundurmanız gereken şey ne zaman tüketeceğiniz. Eğer hemen tüketilecekse yumuşak olanları, yok daha sonra tüketilecekse biraz daha sert olanları tercih edin. Buzdolabı yerine dışarıda, oda sıcaklığında bekletirseniz, olgunlaşma sürecini evde tamamlar. Bir de yanında elmayla beklerse yumuşama sürecinin hızlanacağı söyleniyor ama ben denemedim. Olgunlaştıktan sonra da çok bekletmemek lazım, acılaşıyor.

Gelelim tarifimize;avokado_sos

Malzemeler:

  • 1 adet avokado
  • 1 adet küçük domates
  • 1 adet küçük soğan
  • 1 diş sarımsak (isteğe bağlı)
  • 1 adet renkli biber (yeşil, kırmızı, sarı veya turuncu.. Artık dolapta ne varsa:)
  • Kişniş (yoksa maydanoz)
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 2-3 yemek kaşığı limon suyu
  • Tuz ve karabiber

GuacamoleHazırlanışı

  1. Avokadoyu bir bıçakla diklemesine kesip, çekirdeğini çıkarıyoruz.
  2. Kaşık yardımıyla kabuğundan etli kısmı ayırıp bir kaseye alıyoruz. Çatal ile ezip püre haline getiriyoruz.
  3. Soğan, domates, kişniş ve biberi (istiyorsak sarımsağı da) ince ince doğruyoruz.
  4. Tüm malzemeleri püre haline gelmiş avokado ile karıştırıyoruz.
  5. Zeytinyağı, limon, tuz ve karabiber ile harmanlıyoruz.
  6. Ve bitti! Bon appétit :)

Leziz, Glutensiz Ekmek Tarifi

ekmek

Bazen insanın canı kızarmış bir dilim ekmek üstüne mis gibi tereyağ ister yaa… Ama glutensiz ekmek de bulamaz; bu ekmek işte tam o zamanlar için :)

Malzemeler:

  • 6 yumurta
  • 1 havuç
  • 1 kabak
  • 2 yemek kaşığı tereyağ (eritilmiş)
  • 2 yemek kaşığı hindistan cevizi unu
  • 2 diş sarımsak
  • 1 tatlı kaşığı keten tohumu
  • ½ çay kaşığı kabartma tozu
  • Kekik, tuz, karabiber
  • Süslemek için kabak ve ay çekirdeği

ekmek

Hazırlanışı:

  1. Fırını 180 dereceye getirip ısıtıyoruz.
  2. Yumurta ve yağı köpürene kadar karıştırıyoruz.
  3. Hindistan cevizi unu, keten tohumu, kabartma tozu, kekik, tuz ve karabiberi ekleyip karıştırmaya devam ediyoruz.
  4. Rendelenmiş havuç, kabak ve sarımsağı ekliyoruz.
  5. Yağladığımız kalıba aktarıp, üstünü çekirdeklerle süslüyoruz.
  6. (Kendime not: Ekmekler için düz kek kalıplarından almalıyım bir tane, çok daha kullanışlı.)
  7. Ortalama 40 dakika pişirdikten veya altınımsı bir kahverengi aldıktan sonra fırından çıkarıp 10 dakika dinlendiriyoruz.
  8. Ta-da! Besleyici, doyurucu enfes bir paleo ekmeği!

Başak Organik

basak_organik

Buğday ve türevleri yasak listesinde olunca ilk iş alternatifleri araştırmaya başladım. Hindistan cevizi unu ve badem unu en çok kullanılanları. Tabii ki ülkemizde bunları bulmak çok kolay değil, ya da ben bulamadım bilmiyorum. Bu tamamlayıcı ürünleri nereden alabilirim diye bakarken karşıma Başak Organik çıktı. Zaten e-ticarete meraklıyım, hemen denedim.

Hindistan cevizi unu, organik tahin, organik yumurta ve Himalaya tuzu siparişi verdim.

2-3 gün sonra kargo görevlisinden bir telefon geldi, paketiniz patlamış bir şeyler akıyor yine de istiyor musunuz diye. Hayır tabii ki dedim ve yumurtaların kırıldığını düşündüm. Ardından hemen Başak Organik’ten aradılar. Onlara da müşterinin kapısındayız kargoyu kabul etmiyor demişler. Bir sorun mu var dediler. Kapıda kimsenin olmadığını, beni de kargo şirketinin aradığını ve yumurtaların kırılmış olduklarını aktardım. Tekrar ürünleri istediğimi ama yumurta istemediğimi söylemedim. Bu konuşmadan da 2-3 gün sonra yeni yumurtasız kargo geldi. Bu sefer de Hindistan cevizi unu patlamıştı :( Ama artık geri göndermek istemedim.

hindistan_cevizi_unu

Hindistan cevizi ununu ilk defa kullandığım için, yurt dışındaki bloglarda gördüklerimin daha açık renk olması dışında değerlendirmem mümkün değil.

Ama tahin efsane güzel. Mis gibi bir kokusu var ve inanılmaz lezzetli!

Özetlemek gerekirse Başak Organik’in paketleme olayına bir çözüm getirdiğinde alışveriş için güzel bir site olduğunu düşünüyorum. Fiyatları uygun, kesinlikle müşteriyle ilgililer ve ürünleri güzel.

Kışın vazgeçilmezi: Tavuk Suyu Çorba Tarifi

tavuk_suyu

Havalar soğuyunca çorbasız yapamayanlardanım ben de. Kışın şöyle sıcacık, kocaman bir kase çorbadan daha güzel bir yemek düşünemiyorum. Hele biraz halsiz, hasta gibiysem mis gibi tavuk suyu çorbası tıngırdamalı ocağın üstünde.

Gerçi aile bireyleriyle zevklerimiz çok farklı. Ben tanecikli yemek-çorba arası formdakileri severken diğerleri robottan geçirilmiş, pürüzsüz olanları seviyor. Tabii ki paylaşacağım bu tarif de benim zevkime göre olan versiyonu :)

Tarif paylaşmak da çok garip geliyor hani. Mutfak ve yemek konusunda hiç bir zaman çok iddialı/yetenekli olmadım. Tarif paylaşmak benim ne haddime diye düşünüyorum aslında. Ama amacım eşsiz lezzetlere sahip orjinal tarifler paylaşmak değil, paleonun uygulanması ne kadar kolay (ben bile yapıyorum :) olduğunu ve alternatif yemek fikirlerini paylaşmak.

tavuk_suyu_corba

Malzemeler

  • 2 adet tavuk kalçalı but
  • 1 adet karnabahar (bunu da yıllardır karnıbahar diye yazılıyor sanırdım, yeni bir şey daha öğrendim)
  • 1 havuç, jülyen doğranmış
  • 1 kabak, jülyen doğranmış
  • 1 soğan, halka halka doğranmış
  • İsteğe bağlı salça veya domates
  • 3-4 dal pırasa
  • 1 avuç maydanoz
  • 1 limon
  • 1 yumurta
  • 1 çay kaşığı kekik
  • 1 çay kaşığı zerdeçal
  • ½ çay kaşığı karabiber
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1 defne yaprağı

Hazırlanışı:

  1. Tavuk butları ve karnabaharı ayrı ayrı haşlıyoruz.
  2. Havuç, kabak, soğan ve pırasayı doğruyoruz. Aslında damak tadınıza uyan evdeki her sebzeyi kullanabilirsiniz.
  3. Tavuğu çıkarıp didikliyoruz ve haşlama suyuna doğradığımız sebzelerle atıp pişiriyoruz.
  4. Bu sırada haşlanan karnabaharı püre haline getirip sebze ve tavukla karıştırıyoruz. Kremamsı yapısıyla karnabahar bir çok paleo tarifinde kıvamlandırıcı olarak kullanılıyor.
  5. 10-15 dakika kaynatıyoruz.
  6. 1 limon ve yumurta sarısını karıştırıp elde ettiğimiz terbiyeye çorbadan 2-3 kaşık ekleyip hepsini yavaşça tencereye karıştırıyoruz. Bu terbiye süper bir ekşilik ve kıvam katacak. Hepsini birlikte 5 dakika daha kaynatıyoruz.
  7. En son baharatları ekleyip karıştırıyoruz. Zerdeçal tavuk suyuna sarımsı doygun bir renk veriyor ve inanılmaz yakışıyor. Şimdiye kadar denemediyseniz kesinlikle tavsiye ederim.

Afiyet olsun :)

Fatih Kadınlar Pazarı

fatih_kadınlar_pazari

Fatih Kadınlar Pazarı Siirt, Van ve Diyarbakır mutfaklarının ön planda olduğu bir pazar yeri. Hem meşhur Büryan kebabını yiyebileceğiniz hem de türlü et ve sakatat alışverişi yapabileceğiniz harika bir yer.

Annemle yeni beslenme düzenimi paylaştıktan sonra bir mutlulukla benim için et depolamaya başladı. Geçen gün televizyonda da Fatih Kadınlar Pazarı’nı görünce çok heyecanlanmış. Zaten yıllardır bir Doğu-Güneydoğu Anadolu yemek turu planları yapar dururuz, bari İstanbul’a geldiklerinde gidip burayı görelim dedik.

Ben genel olarak ev alışverişlerimi online yapıyorum ama şimdi işsiz güçsüzken çarşı pazar gezmenin tam zamanı. Kadınlar Pazarı Fatih İtfaiye otobüs durağına 300 metre uzaklıkta, ulaşımı oldukça rahat. Girdiğiniz andan itibaren sağlı sollu Büryan kebap salonlarını görebilirsiniz. Biz Siirt Şeref Büryan’da oturduk; hem servisten hem de kebaptan memnun kaldık. Benim gibi cahiller için Büryan bütün kuzunun organları alınmış şekilde kuyuda odun ateşi ile pişirilmesi ile oluyormuş. Bir kuyu kazıp, dibinde ateş yakılıyor, çengeller ile etler üzerine asılıyor ve kuyunun kapağı kapatılıyormuş. 3-4 saat boyunca bu şekilde etler pişiyor. Sonuç olarak da oldukça lezzetli bir kebap türü ortaya çıkıyor.

kuyu_kebabı

uludagsozluk’ten alıntıdır

Sokak boyunca, kebap salonları, kasaplar ve kuru yemişçiler yanyana dizili. Paleo için bulunmaz nimet :) Oldukça ilginç sakatat manzaraları olduğunu söylemek lazım. Bu konuda hassas olanlar çok hoşlanmayabilir, ben bile yazın gidip gitmeme konusunda emin değilim.

kuruyemis

Dedem kasap olduğu için annem etten de anlar, pişirme tekniklerini de bilir. Hem uygun fiyatlı hem de iyisini bulmak misyonumuz; kasapları gezdik dolaştık, sonunda anneciğim bir tanesinde karar kıldı. Bir kez daha anladım ki tam donanımlı ev kadını olmak kolay iş değil. Bu arada Kadınlar Pazarı’nda fiyatların oldukça uygun olduğunu da söylemek lazım. Özellikle etleri piyasaya göre %30-40 daha uyguna alabilirsiniz. Öyle yarım kilo şundan alıyım gibi bir durum söz konusu değil yalnız. Gittiniz mi en az bir butu hazırlatıyorsunuz. Hatta bütün bir kuzu almanız da mümkün.

Ve en önemlisi, bugün külbastı olarak hazırlattığımız etleri denedik ve mükemmel bir lezzet, mis gibi bir koku! Bundan sonra aylık olarak kırmızı et ve gün kurusu, badem, ceviz alışverişi için gitmeyi planlıyorum.

Şimdilik hoşça kalın :)

Paleo mu, değil mi?

paleo_beslenme

Daha önce paleoya uygun yiyecekleri tespit etmemizi kolaylaştıran bir tablo paylaşmıştım. Burada da Türkçe olarak görebilirsiniz.

paleoya_uygun_mu

Paleoya uygun yiyeceklerden sonsuz miktarda yiyebilir miyiz sorusu aklınıza geliyorsa ve kilo vermek gibi bir amacınız da varsa aşağıdaki tavsiyeleri bir inceleyin derim.

  1. Bal, pekmez ve meyveler paleoya uygun olsa da ŞEKERi kısıtlamanız
  2. Kuru yemişlere dikkat etmeniz (söz konusu çıtır çerez olunca ipin ucunu kaçırmak çok kolay)
  3. En az 7 saat uyumanız
  4. Sporu atlamamanız
  5. Çok az yememeniz (evet doğru okudunuz!!!)

Kısaca protein, yağ ve sebzeleri önceliklendirmek tavsiye ediliyor. Ben henüz tam olarak bunu yapabildiğimi iddia edemeyeceğim. Ama başladığımdan beri paleo dışı bir kaçamağım olmadı. (Ve alkışlar bana geliyor :)

Ev Yapımı Ketçap Tarifi

ketcap

Bu kadar et tüketimi söz konusuyken ilk araştırdığım tarifler etin yanında kullanılabilecek soslar oldu. Ketçap, mayonez, ranch, tatlı-ekşi  ve barbekü en çok kullandığım soslar.
Hepsinin kaplarını boşaltıp ketçap ve mayonez yapımıyla işe başladım. Ama mayonezde başarılı bir sonuç alamadığım için şimdilik sadece ketçap tarifimi paylaşacağım. Bu arada ketçap oldukça başarılı oldu, annem benden tarifini aldı o kadar yani :)

domates_sosu

Malzemeler:

  • 2 su bardağı domates püresi / rendesi
  • 2 tatlı kaşığı organik bal
  • 3 çorba kaşığı elma sirkesi
  • 2 diş sarımsak
  • Yarım çay bardağı su
  • 1/2 çay kaşığı himalaya tuzu

Ben domates ve bal konusunda şanslıyım. Çünkü annem yazın bir sürü domates sosu yapıp yemeklerde kullanırım diye yolluyor. Balı da Küçükkuyu-İda Dağı köylülerinden alıp bana da getiriyorlar. Hepsi mis gibi. Yani çok araştırmama gerek kalmadı. Bal ve yumurtanın doğalını bulmak gerçekten çok zor ama domates için marketteki domates pürelerinin içindekilere bir göz atın derim. Hiç olmadı 3-4 domates alıp rendeleyin

Tüm malzemeleri bir küçük tencere veya sos kabında orta ateşte karıştırın.

Kaynamaya başlayınca kısık ateşte 20-30 dakika pişirin. Bana biraz sulu geldiği için 40-45 dakika kadar kaynamasına izin verdim. Sıcakken tadınca sirke tadı çok baskın geliyor, ama soğuyunca enfes. Normal ketçaptan daha iyi olduğunu bile söyleyenler var!

Paleo Diyeti Nedir?

paleo_insanlari

Bir diyet veya beslenme biçimi hakkında ahkam kesecek bilgim veya eğitimim olmadığı aşikar. Ancak beni paleoya yönelten nacizane bilgilerimi merak edenlerle paylaşmak isterim.

Paleonun bir diyet ve yaşam biçimi olarak evrimsel biyolojiyle yakın bağlantıları olduğunu söyleyebiliriz. İnsanlık tarihinin 250.000 yıllık olduğunu düşünürsek bunun son 10.000 yılında tarımsal üretim var. Öncesinde, atalarımız, avcılık ve toplayıcılıkla besinleri bulup, doğanın sunduklarını tüketiyorlardı. Bu besinlerle yaşamaya programlanmış genler nesiller boyu bize kadar aktarıldı. Atalarımızın genlerine sahip olup onların hiç/ bu kadar fazla tüketme şansı olmadığı şekilde beslendiğimizde haliyle vücudumuz farklı tepkiler veriyor. Alerji, obezite, şeker hastalığı, kanser, depresyon… Aklınıza hangi ifrit hastalık gelirse gelsin beslenme ve yaşam tarzıyla alakası inkar edilemez.

En basit şekilde paleo için atalarımızın beslendiği ve yaşadığı şekilde yaşamak diyebiliriz. Basit, temel ve genetiğimizle barışık beslenme ve yaşam biçimi.

Beslenme

Paleoya uygun besinler neler?

  1. Çayır çimen gezerek beslenmiş etler; dana, kuzu, keçi, oğlak (bu et olaylarından ne yazık ki hala hiç anlamıyorum, yanlış bir şeyler söylersem affola)
  2. Doğal tavuk, hindi ve yumurta
  3. Balık ve tüm deniz ürünleri
  4. Taze sebze ve meyveler (patates gri alanda kalıyor)
  5. Doymuş yağlar; hindistan cevizi yağı, zeytin yağı, fındık yağı, badem yağı
  6. Kuru yemişler ve tohumlar ; badem, ceviz, fındık, keten tohumu, kabak çekirdeği, susam, ay çekirdeği

(Aşağıdaki tablonun Türkçe’si için tıklayın)paleo_diyeti

 

originaleating.com’dan alıntı

Uzak durulması gerekenler

  1. Tahıl ve hububatlar; tüm unlu mamüller, buğday ve türevleri
  2. Baklagiller; kuru fasulye, bezelye, nohut, yer fıstığı
  3. Süt ürünleri (gri alanlardan bir diğeri, gelecek günlerde değineceğim)
  4. Rafine şeker
  5. İşlenmiş ürünler
  6. Aşırı tuzlu gıdalar
  7. Rafine yağlar
  8. Alkol (bir diğer gri alan)

Paleo ile kalori sayımı gerekmiyor. Tabii ki kilo kontrolü için porsiyon konusunda dikkatli olunmalı. Ama özellikle et çok doyurucu ve tok tutucu olduğu için bu konuda çok düşünmenize gerek yok.

Paleo modern hayatın getirdiği stresi azaltma, uyku düzeni, spor-oyun-eğlence gibi açılardan da durumu ele aldığı için sadece diyet değil bir yaşam biçimi.

Spor – Oyun

En bayıldığım noktalardan bir tanesi sporla ilgili. Atalarımız masa başında 8 saat oturmadıkları gibi, beş karış suratla bir spor salonuna kapanıp vazifelerini yerine getirir gibi spor da yapmıyorlardı. Ya hayatları gereği koşturup duruyorlardı, av veya avcı olma durumları, ya da eğlence, oyun için. Paleo da olabildiğince dışarıda, zevk alınan sporların yapılmasını tavsiye ediyor. Çimlerde çocuklarla oynamak, doğa yürüyüşleri, ip atlamak, frizbi oynamak, kayak yapmak yani zevk alarak yaptığınız her aktivite. Amaç sadece spor yapmak için vücudun belli yerlerini çalıştırmak değil, tüm benliğinle eğlenmek, oyun oynamak.vucut_saati

Uyku

Eğer daha önce sporla bir ilginiz olduysa sporun dengeleyicisinin beslenme kadar uyku da olduğunu bilirsiniz. Çünki vücut kendini uykuda iyileştirir. Dinlendirici güzel bir uyku için, biyolojik saatinize kulak verip, güneş battıktan sonra yapay ışıklardan olabildiğince uzak durun. Uzmanlar güneş battıktan sonra kesintisiz 8-10 saat, ışıksız ve soğuk bir odada uyumayı tavsiye ediyor. İkinci öğretim okuyan arkadaşlarımın bir süre sonra nasıl zombileştiğini gördüğüm için, güneşle dengeli bir uyku düzeninin, çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Güneş

Kemik sağlığında büyük rol oyanayan D vitamininin en önemli kaynağı güneştir. Malak gibi bütün gün güneşin altında yatmaya tabii ki gerek yok ama hem kemik sağlığı hem de ruh sağlığı için her gün güneş ışığında vakit geçirmek önemli. İnsanın içini ısıtan sıcacık güneş fikri bu soğuk Aralık akşamında çok çekici geliyor.

Stres

Üniversite 1. Sınıfta aldığım psikoloji 101 dersinde stresin insan bedenine etkilerini gördükten sonra kendime bunu yapamam diyerek, koştur koştur soluğu psikologda almıştım. Stresi azaltmak/yönetmek sağlıklı bir hayatın en önemli unsuru. Meditasyon, terapi, yoga veya dua etmek… Herkes kendisine uygun gördüğü bir yolla bunu çözmeli.

Teknoloji

Paleo diyoruz, taş devri diyoruz diye tası tarağı toplayıp dağda yaşayacak halimiz yok. Hem mutfak hem de bilgi paylaşımı anlamında teknolojinin getirdiklerinden de akıllıca faydalanmak lazım. Zengin mutfak aletleri, dondurucu ve doğrayıcılara sahip olmak; sosyal medyada paleo gurularını takip edip esinlenmek, telefonunuzda işinizi kolaylaştıran uygulamaların olması paleoyu çok daha zevkli bir hale getiriyor gibi.

Bu başlıklarla ilgili ara ara daha detaylı paylaşımlarım olur muhakkak, ama ana hatlarıyla paleoyu böyle özetleyebiliriz.

Kilo Veriyorum…

kilo_veriyorum

Yazın atılmayı planladığım kilo verme macerama ancak bu soğuk Aralık gününde başlıyorum.

Bu arada neler oldu

İş yerinde yaşanan değişimler, belirsizlikler sonucu tabii ki teselliyi en yakın arkadaşım abur cuburda buldum. Bir yandan kendi kariyerimle ilgili, bir yandan bu işle ilgili başlayan sorgulamalar sonucu işe gidip, eve gelip, ağlayıp, yemek yiyerek geçirdiğim iki ayın sonunda öz güvenim paramparça bir hale geldi. Sağ olsunlar hemen bu duruma bir çözüm bulup yeni bir iş aramaya başlamamı rica ettiler. Tam bu dönemde Mehmet Pişkin’le birlikte ben ne yapıyorum sorgulamaları başladı, tası tarağı toplayıp önce ailemin yanına, güzel Ege’ye, oradan da Hollanda’ya gittim.

kucukkuyu_tatil

hollanda

Çalışmayı çok seviyorum, yaptığım işte de iyi olduğumu biliyorum ama bir yerde bir şeylerin ters olduğunu fark ettim. Bu dönemde ben bunu keşfetmek ve çözmek için mükemmel bir kariyer koçu/psikolog  ile görüşmeye başladım, ama onun odak noktası benim kariyerim değil, kilolarım oldu. Çünkü benim problemimin aslında burada olduğunu, ve ancak bunu çözdüğümde öz güvenimi kazanıp, yaptığım işe odaklanabileceğimi ve “potansiyelimi ortaya çıkarabileceğimi” söyledi. Bu yüzden, bu süreçte odağımı ilk önce kendime, bedenimle mutlu olmaya çevirdim. (Aktif iş arayışım devam ediyor tabii ki :)

Gelelim paleoya

1 Aralık Pazartesi gününden itibaren paleo maceramı başlatmış bulunuyorum. Kilo vermek bu işin önemli bir parçası da olsa, kendime ve bedenime saygı duymak, onu en iyi şekilde beslemek, aslında ona iyi bakmak için bu yola çıkıyorum.

paleo_insanlari

1 Aralık Pazartesi : 112 kg

11 Aralık Perşembe: 108.3 kg

Kendimi 100 kilo civarında sanırken, bir 12 kilo daha üstüne çıktığımı görmek, şoka uğrattı mı, uğrattı!

10 günde yaklaşık 4 kilo vermişim. Ama daha önemlisi fiziksel değişimin başladığını hissediyorum. Sabahları daha iyi uyanıyorum, pozitifteyim :), vücut ağrılarım azaldı. Henüz sporu dahil etmedim, onun için önümüzdeki haftayı bekliyorum, adım adım :) Şimdilik porsiyon kontrolü de yapmıyorum, sadece yediğim şeylerin paleoya uygun olmasına dikkat ediyorum.

Kilo durumları ile ilgili gelişmelerden haberdar edeceğim.

Şimdilik hoşça kalın :)